Hemoglobin nedir?

Genel Bilgiler Yorum yok »

Omurgalıların kanında alyuvarlarda bulunan, kana kırmızı rengini veren ve oksijenin taşınmasını sağlayan madde, kısaca Hb olarak gösterilir. Bir alyuvar proteinidir. Bileşiminde % 6 heme, % 94 globin bulunur. Molekül ağırlığı 66.800; tipik formülü:
(C738HH66 - Fe203O208S2)4 Hemoglobin akciğerlerde havadan aldığı oksijeni dokulara taşır. Oksijen yüklenmiş hemoglobine oksihemoglobin (Hb02) denir. Kan dokulara varınca oksijen bırakılır ve oksihemoglobin gene hemoglobine dönüşür. Fakat bu kez de hücre solunumu sonucunda ortaya çıkan karbondioksidi yüklenip hemoglobin karbomat durumuna gelir. Kan akciğere dönünce Hb karbomat, bileşimindeki karbondioksidi havaya salar, yeniden hemoglobine dönüştükten sonra gene oksijen yüklenir. Tamamını oku »

Bu yazı bugün 3 defa okundu.. Toplamda 210 defa okunmuştur.

Edmund HALLEY

Bilim Adamları Yorum yok »

(1656-1742), ingiliz gökbilimcidir. 1676‘da öğrenimini yarım bırakarak Güney yarımkürenin ilk yıldız atlasını yapmak için Sainte-Helene adasına gitti. Burada Merkür’ün bir geçişini gözlemledi. Güney gökküredeki yıldızların ilk katalogunu yaptı ve bunu Catalogus Stellatum Australium (Güney Yıldızları Katalogu) adıyla yayımladı (1697). 1682‘de sonradan kendi adıyla anılan kuyrukluyıldızın yörüngesini hesapladı ve bu yıldızın 1758‘de yine görüleceğini söyledi. Bu görüşü az bir farkla doğrulandı ve 1759‘da Tamamını oku »

Bu yazı bugün 5 defa okundu.. Toplamda 92 defa okunmuştur.

Black-LetterHead

Türkçe WP temaları Yorum yok »

Tema Yazarı : Ulysses Ronquillo

Temayı Türkçeleştiren: debdebe.org

Temayı test etmek için tıklayın

Temayı buradan indirin :Black-LetterHead (35)

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 70 defa okunmuştur.

Gazete tarihi

Teknoloji tarihi, İLK ler tarihi 1 Yorum »

Politika, ekonomi,spor, kültür ve benzeri birçok konuda haber ve bilgi veren, yorumlu ya da yorumsuz, her gün ya da belirli zaman aralıklarıyla çıkarılan yayındır. Gazetenin günümüzdeki biçiminin tarihsel kökeni, matbaanın bulunmasından sonraki döneme rastlar. XVI. yüzyıl sonlarında, Franfurt’ta (Almanya) altı aylık zaman aralıklarıyla açılan panayırda “Messerelationen” (panayır haberleri) adlı tecim duyurularının basılmasına başlanmıştır. XVII. yüzyılda basılan gazeteler, bu ilanların geliştirilmiş biçimleridir. Bu yüzyılın bir önceki yüzyıldan ayrılan yanı, gazetenin daha geniş alana yayılmasıdır, italya’nın birçok kentinde, ayrıca, Basel, Viyana, Hamburg, Berlin, Anvers, Amsterdam ve Lieden gibi büyük Avrupa kentlerinde sürekli olarak gazete basımına geçilmiştir. Aynı dönemde, Cenova’da (italya) Luca Antonio Assarino “II Sincero” (Doğru Sözlü) adlı bir gazete çıkarır. “II Sincero” gazetecilik tarihinin özel bir ad taşıyan ilk gazetesidir. XVIII. ve XIX. yüzyıl Fransa’sının hareketli ve yoğun siyasal ortamı, gazeteyi ve gazeteciliği de etkiler. 1789 Fransız Devrimi döneminde, bu etki daha da güçlenir. Devrimle birlikte haber verme ve tartışma görevini yüklenen gazetecilik anlayışı ortaya çıkar. Bu, çağdaş bir yaklaşımdır. Tarih arşivlerinin taranması, 1785-1792 yılları arasında Fransa’da 1400 gazete yayımlandığını ortaya koymuştur. Bu gazetelerden 500′ü Paris’te yayınlanmıştı. Napoleon’un darbesinden sonraysa yalnızca 13 gazete yayımını sürdürebilmiştir. XIX. yüzyılın ortalarında gazete az çok, günümüzdeki biçimi almaya başlar. Kültürün yaygınlaşması okuyucu sayısını artırmış; devrimler ve siyasal hareketlilik gazetinin işlevini ve içeriğini etkilemiş; toplumsal yapıdaki Tamamını oku »

Bu yazı bugün 1 defa okundu.. Toplamda 601 defa okunmuştur.

Alexander Fleming

Bilim Adamları Yorum yok »

Sir Alexander FLEMING (1881-1955), ingiliz hekim ve bakteriyolog. Londra Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Aynı üniversitede bakteriyoloji profesörü oldu (1918). Staphylococci basili üzerinde çalışırken yeşil küfün mikrop öldürücü etkisini farketti. Bu küf mantarından (Penicillium notatum) penisilini üretti (1929). Buluşunu 1930‘da British Journal of Experimental Pathology’de (ingiliz Deneysel Patoloji Dergisi) yayımladı. 1942‘de Rolay Society üyeliğine seçildi, iki yıl sonra da sir ünvanı verildi. Bu buluşundan dolayı Howard Floley ve Ernest Chain’le birlikte 1945 Nobel Tıp Ödülü’nü paylaşan Fleming, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kullanımı yaygınlaşan penisilin hakkında Penicilin, its Practical Application (Penisilin ve Pratik Uygulamaları. 1945) adlı bir de kitap yayımladı. Fleming’in bir başka buluşu da gözyaşında bulunan lizozim adlı enzimin mikrop öldürücü etkisidir.

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 65 defa okunmuştur.

Fizyoloji nedir?

Bilim Tarihi Yorum yok »

Hayvansal ve bitkisel organizmaların sürekli işlevlerini, doğal yaşam koşulları içinde inceleyen bilim dalıdır. Biyolojinin bir kolu olan fizyoloji, bitkileri ve hayvanları oluşturan dokuları ve organları ele alarak, bunların yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini, birbirleriyle olan ilişkilerini, görevlerini, görevlerin nasıl yerine getirildiğini, öldükleri zaman ne gibi değişikliklere uğradıklarını ele alır. Daha sonra da bunları bir sonuca ulaştıran fizyolog, belirli koşullar içinde organizmanın ne biçimde hareket edeceğini, tüm bu koşulların canlıda ne gibi tepkiler yaratacağını bulur. Oldukça yeni bir bilim dalı olan fizyoloji, ilk kez XIX. yy’ın sonlarına doğru Fransız bilgin Claude Bernard tarafından ciddi olarak ele alındı. Kısa zamanda gelişerek gerçek bir bilim dalı durumuna geldi. Fizyoloji insan fizyolojisi, hayvan fizyolojisi, bitki fizyolojisi adları altında bölümlere ayrılır; bunlar da, sinir sistemi fizyolojisi, kalp ve dolaşım sistemi fizyolojisi gibi dallara bölünürler. Fizyoloji biyolojinin embriyoloji, anatomi, patoloji gibi öteki dallarıyla sürekli ilişki içinde olmak zorundadır. Fizloyoji tıpla çok yakından ilgilidir. Sağlam organların nasıl çalışması gerektiğini bildiren Tamamını oku »

Bu yazı bugün 2 defa okundu.. Toplamda 147 defa okunmuştur.

Protestan Reformu

Dinler Tarihi, Tarihten Sayfalar Yorum yok »

Protestan Reformu, papalığın hiç hazırlıklı olmadığı bir anda patlak vermişti.
Papalık tehlike doğuracak reformcu bir hareketin var olabileceğine inanmaz görünüyordu ve yönetimi içinde, yolsuzluk ve sefahatin alıp yürümesine göz yumaktaydı. Her şey ticaret konusu olmuş; Roma Kilisesi imtiyaz belgeleri ve günâh çıkarma ticaretine başlamıştı.
Buna karşılık özgür düşünceyi benimseyen aydınlar, fikri evrimleri ve klasik oluşumlanyla kilisenin ciddi eleştirisini yapma yetkisini kendilerinde görüyorlardı. Bu yeni aydın sınıf, titiz bir dindarlığa, ayrıca daha uyanık bir vicdana da sahipti. Bu iki unsur yalnız kilise yönetiminde değil, eğitiminde de köklü bir reforma gerekli ortamı hazırladı.
Reformcu hareketin temelinde genellikle kilisenin düştüğü düzensizlikten acı duyan, fakat tam anlamıyla Katolik olan bir dindarlık yatıyordu. Hümanizm bu, dini yenileme arzusunu olumlu yönde etkiledi, önceleri, devrimci iddialardan uzak görünen bu hareketi, papalar ve hükümdarlar da iyi karşıladılar.
Hıristiyan düşüncesine dönüş XVI.yüzyıl başlarında genelleşti. Bu, başlangıca dönme anlayışından yeni bir eğitim doğdu: Yalnız İsa’ya inanç, insanı kurtarır ve bu inanç her şeyden önce bir Tanrı vergisidir. Böylece gelecekteki “reformcu” düşüncenin tohumları atıldı.
Erasmus, Colet, Lefevre birer reformcuydu, ama eylemleri tamamen fikri alanda kaldı. Kiliseden ayrılmayı düşünmediler, papalığı ve hümanizm taraflısı hükümdarları kazanmayı umut ettiler.
Roma ile hümanizm akımı arasında çatışmanın ilk belirtisini veren Almanya’da Reuchlin olayı oldu. Reform kavramının açık seçik anlaşılması için yalnız hümanist değil, aynı zamanda din adamı da olan bir lidere ihtiyaç vardı; bu lider Luther oldu

  • REFORMCU HÜMANİZM: LUTHER

Protestanlık,  kilisenin  kadrosu içinde kalmıştı; Luther (1482 -1546), reforma tamamen kişisel bir çözüm getirdi. Luther düşüncesinin temeli, alın yazısına ve cüzi iradenin reddine dayanır.
Roma ile çatışma patlak verince; Luther bir süre, gerçek Tanrı kelamını öğrenmenin gerekliliğini, inanç yoluyla kendini aklama zorunluluğunu, günâh çıkarma ve ayin gibi dini amellere bel bağlamanın yanlışlığını Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 113 defa okunmuştur.

Hümanizm ve Rönesans tarihi

Tarihten Sayfalar Yorum yok »

“Hümanizm” ve “Rönesans” adiyle anılan akımlar, gerçekte, tek bir cümleyle tanımlanamaz. Çünkü bu kavramlar içinde, VX. yüzyılda İtalya’da doğan ve oradan Avrupa’ya yayılan yeni bir anlayışlar bütünü ve yeni eğilimler birliği söz konusudur.
Ortaçağ’ın, düşünce, din ve sanat sorunlarını kendine özgü bir anlayışla ele alma ve işleme yöntemi vardı. Edebiyat ve sanatlar, dini ve ahlaki ölçülere yönelikti. İnsan en çok, yaradılış ve yok oluş kavramları içinde ele alınıyordu ve her şey, hemen yalnızca Hıristiyanlığın amaçlarına uygun, ahlaki bir yaşantının koşullarını gerçekleştirme amacıyla değerlendiriliyordu.
Rönesans, elbette düşüncenin bu dar sınırlandırmışını ani bir darbeyle yıkmış değildir. Gerçekçiliğin getirdiği güçlü bir akım, kalıplaşmış düşünce biçimine karşı tepkiye yol açmış, dinle olduğu gibi dünya ile de; ahlak ve metafizikle olduğu gibi, bunların dışındaki kavramlarla da ilgilenme eğilimini ortaya çıkarmıştır.

  • İTALYAN HÜMANİZMİ

italya’da XV. yüzyıl, her şeyden önce, bireyciliğin, kendine özgü eylem kuralını koyduğu töredışı davranışlar yüzyılıdır; bu yüzyılda aklın düzeni; gücü ve esnekliğinin zaferi hazırlandı. Dogmatik etkiden kurtulan insan, yeni ufuklar aradı ve Batı kültürünün iki etkin kaynağına yöneldi: Yunan ve Roma.
Rönesans içinde iki farklı hareket ortaya çıktı: biri eleştiriye, düzeltilmiş metinlerin ve yorumların yayımlanmasına yönelikti; öbürü edebiyat ürünleri yaratma amacı güdüyordu. Tamamını oku »

Bu yazı bugün 4 defa okundu.. Toplamda 302 defa okunmuştur.

Ecoleaf

Türkçe WP temaları Yorum yok »

Tema yazarı  : Lorelei

Temayı Türkçeleştiren : debdebe.org

Temayı test etmek için tıklayın

Temayı indirin :Ecoleaf (46)

Bu yazı bugün 2 defa okundu.. Toplamda 77 defa okunmuştur.

Frequency

Türkçe WP temaları Yorum yok »

Tema yazarı : Brian Gardner

Temayı Türkçeleştiren: debdebe.org

Temayı test etmek için tıklayın

Temayı indirmek için :Frequency (43)

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 101 defa okunmuştur.

Toplam 38« İlk...«45678910»...Son »