Eyl 16

On yedinci Osmanlı padişahıdır (İstanbul, 1612-İstanbul, 1640). Padişah Ahmet I ile Mahpeyker Kösem Sultan’uı oğlu olan Murat IV, amcası Mustafa I‘in akıl hastalığı nedeniyle devlet yönetiminde başgösteren karışıklıkları gidermek üzere, o sırada on bir yaşında olmasına karşın, sadrazam Kemankeş Ali Paşa ve şeyhülislam Yahya Efendi tarafından tahta çıkarıldı (1623). Murat IV’ün gerek pek iyi bir eğitim görmemiş ve sürekli saray içinde kapalı büyümüş olması, gerekse yaşının küçüklüğü nedeniyle, devlet yönetimi 1623′ten 1632′ye kadar annesi Kösem Sultan ve kendisine bağlı saray adamlarına kalmıştı. Murat IV, bu dokuz yıllık dönemde, siyasal olaylar üstünde pek etkili olamadı, daha çok devlet yapısını ve yöneticiliği öğrenmeye çalıştı. Padişah olduktan sonra saray içindeki başkaldırmalar, ürkekliğini ve çekingenliğini artırmıştı. Murat IV’ün devlet işlerini eline alarak etkili bir yönetim kurması, sadrazam Recep Paşa’ yi etkisiz kılarak onun kışkırttığı zorbaları bastırmasıyla başladı (Mayıs 1632).
Murat IV döneminin 1632′den önceki en önemli iki olayı Erzurum’da Abaza Mehmet Paşa ile Bağdat’ta Bekir Subaşı ayaklanmalarıdır. Özellikle Bağdat’taki ayaklanma Osmanlı-İran ilişkilerinde savaşa yol açması bakımından önemlidir. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 153 defa okunmuştur.
Eyl 16

On ikinci Osmanlı padişahıdır (Manisa, 1546-İstanbul, 1595). Selim II‘nin oğlu olan Murat III, dedesi Kanuni Sultan Süleyman‘ın padişahlığı sırasında Akşehir sancak beyliğinde bulundu; Selim II‘yle amcası Bayezit arasında Konya’daki çatışma sırasında Konya muhafızıydı; 1562′deyse, padişah oluncaya kadar yürüteceği Manisa sancak beyliğine atandı. Babası Selim II‘nin ölümü (1574) üzerine Sokullu Mehmet Paşa tarafından çağrılarak tahta geçti. Murat III, tahta çıktığı sırada ilk önemli dış olay, İran şahı Tahmasp I’ in zehirlenerek öldürülmesi ve İran’ da karışıklıklar çıkmasıdır (1576). Murat III bu karışıklıklarda yansız kalma kararına karşın, çıkan sınır olayları, Türk kervanının yağma edilmesi, yeni şah İsmail II’nin sınır beyliklerini ve Anadolu’daki Şiileri kışkırtması gibi olaylar üzerine İran’a savaş açıldı (1578). Murat III ordu serdarı (başkomutan) olarak Lala Mustafa Paşa’yı görevlendirdi. Kuvvetleriyle doğuya gelen Lala Mustafa Paşa, Revan ve Karabağ (Gence) Safevi valilerinin ortak kuvvetleriyle Çıldır gölü çevresinde karşılaştı ve savaşı kesin zaferle sonuçlandırdı. Bu zafer, Lala Mustafa Paşa’ya Gürcistan yolunu açtı; Mustafa Paşa Tiflis ve Şirvan’ı da alarak Ereş’e ulaştı. Burada bir kale yaptırdı ve Şirvan’ı Özdemiroğlu Osman Paşa’nın muhafızlığına bırakarak Erzurum’a geri döndü. 1579′da Lala Mustafa Paşa, Kars’a giderek Safevilerin yakıp yıkmış olduğu kaleyi Tamamını oku »
Bu yazı bugün 1 defa okundu..
Toplamda 59 defa okunmuştur.
Eyl 13

Roma imparatoru (Antium, 37-Roma, 68).
Ana (Agrippina) tarafından doğrudan doğruya Augustus soyundan gelen ve asıl adı Lucius Domitius Nero Claudius olan Neron, imparator Claudius’ un zehirlenmesiyle sonuçlanan karmakarışık bir miras oyunu sonucunda 54 yılında henüz on yedi yaşındayken iktidara geçti. Genç imparator, iktidara susamış Agrippina, zengin senatör Burrus ve felsefeci Seneca’dan oluşan yakın çevresinin büyük etkisinde kaldı. Hükümdarlığının ilk yıllarında Burrus ve Seneca’nın etkisiyle, senato ile imparatorun güçleri arasındaki dengeye dönüşü dile getiren ve böylece zengin senato sınıfının hoşnut edilmesini sağlayan gelişmeler oldu. 62′de Agrippina’nın öldürülmesi, Burrus’un ölmesi, Seneca’nın da felsefeye dönmek zorunda kalmasından sonra Neron, despotluğa dönüşü vurgulayan ve daha önce imparator Claudius tarafından izlenmiş olan kişisel bir siyaset gütmeye başladı. Senato ile bozuşup sınırsız yetkilerle donanmış bir hükümdar olarak ortaya çıktı. Yönetimim yoksul halka, askerlere ve taşraya dayandırmak istedi. Böylece Tamamını oku »
Bu yazı bugün 1 defa okundu..
Toplamda 73 defa okunmuştur.
Eyl 13

Güneş sisteminin, Güneş’ten hareketle sekizinci gezegenidir.
Neptün’ün keşfedilmesiyle gök mekaniği büyük bir başarıya ulaştı. 1821′de, Bouvard, Uranüs’ün hesaplanan ye gözlenen konumları arasında önemli farklar bulunduğunu saptadı; gökbilimciler Uranüs’e göre Güneş’ten daha uzakta olan bozucu bir cismin varlığını düşündüler. Sorunu ilk olarak inceleyen, İngiliz gökbilimcisi john Adams oldu; Adams 1845′te iki yıl süren hesaplamaların sonucunda bazı İngiliz gökbilimcilerine bozucu cismin konumunu verdi. Ancak bu saptamanın pek yankısı olmadı. Fransız gökbilimcisi Le Verrier de Adams’ ın çalışmalarından habersiz olarak, aynı soruna eğildi ve Alman gökbilimcisi Galle’a gezegenin 1846 Eylülündeki konumlarını iletti; Gaile da 23 Eylülde, belirlenmiş olan alan içinde gezegeni buldu. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 72 defa okunmuştur.
Eyl 13
Türk sanat müziği yorumcusu (İstanbul, 1902-İstanbul, 1963). Kulağı küçük yaşlarından başlayarak babası Cemil Bey’in çaldığı tanbur ve kemence sesiyle dolan Mes’ud Cemil önce kemençe öğrendi, on üç yaşındayken keman dersleri alarak Batı müziğini tanımaya çalıştı. Tanbur derslerini babasından değil de onun en seçkin öğrencisi Tanburi Kadı Fuad Efendi‘den aldı. İstanbul Lisesi’ ni bitirdi. Daha burada öğrenciyken başarılı bir tanburi olmuştu. 1919′da 17 yaşındayken Şark Musiki Cemiyeti’nde tanbur dersleri vermeye ve bu cemiyetin konserlerine katılmaya başladı. Kadı Fuad Efendi ile birlikte, Şeyh Abdülbaki Dede Efendi’nin postnişini bulunduğu Yenikapı Mevlevihanesi’ne devam ederek neyzenbaşı Rauf Yekta Bey, kudümzenbaşı Zekâizade Hafız Ahmed (Irsoy) Efendi, neyzen Hilmi Dede ile bulundu ve onları dinledi. Ayrıca Galata Mevlevihanesi’nde de neyzen Emin Dede’ yi dinleyip, onunla da tanıştı. Klasik Türk müziği üstünde iyice çalıştı. 1920′de Ali Rifat Çağatay‘ın evinde Damat Şerif Mecid Bey’i tanıdı ve ondan keman dersleri almaya başladı. Daha sonra Kari Berger’den de ders aldı. Bu derslerin birinde Şerif Mecid Bey’in kardeşi Şerif Muhiddin Bey’in viyolonsel çalışını dinledi ve bu saza hayran kalarak derhal viyolonsel çalmak için derslere başladı. Bunun için de Hukuk Fakültesi’nin ikinci sınıfından ayrılıp Berlin Yüksek Müzik Akademisi’nin viyolonsel hocası Hugo Becker’in öğrencisi oldu. Bu yolda Şerif Muhiddin Targan ve Hüseyin Saadettin Arel’in büyük desteklerini gördü. Berlin’de müzik kültürünün yanı sıra dil bilgisini de geliştirdi, viyolonselci Ali Sezin ve Mahmud Ragıp Bey ile de tanışıp birlikte çalışmalarda bulundu. Ayrıca, Curt Sachs, Hornbostel, Robert Lochman, gibi bilginlerle müzikbilim ve halkbilim konularında incelemelerde bulundu. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 91 defa okunmuştur.
Eyl 13

Akarsularda zamanla olduğu kadar, güç doğa koşullarıyla da mücadele etmeye dayanan ve küçük bir tekneyi tek kürek yardımıyla hedefe ulaştırma prensibi üzerine kurulu spor dalıdır.
Kano, bir olimpiyat sporu olarak çok çeşitli teknelerle yapılır. Bu sınıflar kano ve kayak olmak üzere iki kategoriye ayrılmış olup, kanolara “Canadians” da denir.
“C” tekneleri diye anılan “Canadians” kanoları, Kızılderililerin teknelerinden doğmuştur. Yarışçılar bu teknelerde diz çökerek tek kürek çekerler. Kagaklar ise “K” tekneleri diye anılır. Bunlarda kürekçi yerde oturur ve çift taraflı bir kürek kullanılır. Her sınıf kendi içinde kürekçi sayısına göre alt sınıflara bölünür. Bir teknede 1 kürekçi varsa K1 veya C1, 2 kürekçi varsa K2 va da C2 diye ad verilir. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 94 defa okunmuştur.
Eyl 12

Türklerde denizcilik Selçuklular devrinde başlamıştır. İstanbul’u ve Marmara adalarını kuşatmak için o zamanlar güçlü donanmalar kurmak ihtiyacı duyuldu. Gemlik’i fetheden Selçuklular buralarda tersâneler yapmaya başlayınca, Bizanslılar bu durumu kendileri için tehlike kabul ederek, denizden saldırıya girişerek kızakları yakıp yok ettiler. Marmara’da üstünlük sağlayamayan Selçuklular, İzmir’i fethederek güçlü deniz donanmaları kurdular. Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubad, Antalya ve civârını fethederek, Alâiye (Alanya)da tersaneler kurdu. Çaka Bey’in idâresindeki Türk donanması Midilli ve Sakız adalarını fethetti.
Selçuklulardan sonra Türklerin denize çıkışı Aydınoğullarından Umur Bey zamânında gerçekleşmiştir. Denizcilik alanında en büyük ilerleme Osmanlılar zamânında olmuştur. On altıncı yüzyılda dünyânın en güçlü denizci ülkesi Osmanlılardı. Hattâ Avrupa’nın birleşik donanmasını tekbaşına yok edebilecek üstün bir güçteydi. Yıldırım Bâyezîd zamânında denizcilik alanında büyük gelişmeler sağlanarak Ege kıyılarına hâkim olundu. Antalya’yı da ele geçiren Osmanlılar, Akdeniz’e açılma imkânı buldular. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 1 defa okundu..
Toplamda 73 defa okunmuştur.
Eyl 12

1206 yılında Horasan’ın Merv şehrinde doğmuştur. Gençliğinde Anadolu’ya göç ederek önce Karaman ve daha sonra da Eskişehir’e yerleşmiştir. Karaman ve Şam’da öğrenim görmüştür. İslâmî ilimlerde geniş bir ünü vardır. Osman Gazi ,Şeyh Edebali dergahında kaldığı bir gece rüyasında şeyhin koynundan çıkan bir ayın kendi koynuna girdiğini ve göbeğinden çıkan ulu bir ağacın bütün cihanı sardığını görür. Şeyh Edebali bu rüyayı, Osman Gazi’nin büyük bir devletin kurucusu olacağı şeklinde yorumlar. Bu yorumdan sonra kızı Bala Hatun’u Osman Gazi’ye verdiği söylenir.
Şeyh Edebali, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi, idari ve hukuki düzeninin temellerini atmıştı. Ahiliğin temel kurallarını uygulamış ve Kayı Aşireti’nin yerleşik düzene geçmesinde büyük rol oynamıştı. Bu bakımdan Osmanlı İmparatorluğu’nun manevi kurucusu sayılır. 1326 yılında ve 120 yaşında vefat eden Şeyh Edebali’nın türbesi Orhan Gazi tarafından yaptırılmıştır. Damadı Osman Gazi’nin Bey olması üzerine verdiği nasihati çok ünlüdür. Sözlerinden bugün bile derin anlamlar çıkarmak Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 98 defa okunmuştur.
Ağu 08

(1752-1834), Fransız mucit. Genç yaştan başlayarak dokumacılıkla ilgilendi. 38 yaşında uzun yıllardır üzerinde çalıştığı otomatik dokuma tezgâhının ilk tasarımını tamamladı. Ancak bu
buluşu Fransız Büyük Devrimi’nin çalkantılı ortamında pek dikkat çekmedi. 1801‘de Paris Sanayi Sergisi’ne, daha geliştirilmiş bir dokuma tezgahıyla katıldı. 1804‘de Napoleon tarafından Paris’e çağrılarak madalyayla ödüllendirildi ve kendisine maaş bağlandı. Conservatoire des Arts et Metiers’de çalışarak buluşunu daha da geliştirdi ve bugün kendi adıyla anılan otomatik dokuma tezgâhının ilk örneğini yaptı. Jakar tezgâhlarının 1812‘den başlayarak yaygın olarak kullanılması, dokuma sanayiinde gerçek bir devrim yarattı. Bu buluşu Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 200 defa okunmuştur.
Ağu 07

(1819-1889), ingiliz fizikçi. Varsıl bir ailenin çocuğu olarak özel bir eğitim gördü. Ailesinin geliriyle yaşamını sürdürerek tüm zamanını bilimsel araştırmalara ayırdı. Yaşamının sonuna doğru serveti tükenince kimi araştırmalarını yapamadan ve yıllarca süren bir hastalıktan sonra öldü. 1850‘de Royal Society üyeliğine seçilen, 1866‘da bu kuruluşun Copley madalyasıyla ödüllendirilen Joule, çalışmalarıyla mekanik, elektrik ve ısı gibi çeşitli enerji biçimlerinin esas olarak aynı olduğunu ve birbirine dönüşebileceğini ortaya koydu. Böylece termodinamiğin ilk yasası olan enerjinin sakinimi yasasını buldu. 1840‘da yayımladığı makalede bir elektrik akımının bir telde yarattığı sıcaklığın, telin rezistansı ile akımın karesinin çarpımıyla orantılı olduğunu belirtti. 1843‘de bir birim sıcaklık yaratmak için, sıcaklığın mekanik eşitliği de denilen gerekli iş miktarı değerini yayımladı. Sıcaklığın bu mekanik eşitliği İle gösterilir; standart iş birimine jul denir. Aynı Tamamını oku »
Bu yazı bugün 5 defa okundu..
Toplamda 422 defa okunmuştur.