Amedeo Modigliani

Ressamlar Yorum yok »

İtalyan ressamı ve heykelcisi (Livorno, 1884-Paris, 1920). Yahudi kökenli, iflas etmiş bir bankacının oğlu olan Amedeo Modigliani önce Floransa ve Venedik Akademilerinde çalıştı.

  • MONTMARTRE DÖNEMİ

1906′da Paris’e gitti; görünüş ve davranışlarıyla, Montmartre’da raslaştığı kişileri etkiledi. Burada on yıl süreyle oturan sanatçı, desen çizdi, resim ve heykel yaptı, estetik konusundaki kavgalara ve “Bateau-Lavoir”-daki tartışmalara katıldı. 1909′da dönemin birçok ressamı gibi Cezanne’ın yapıtlarını inceledi ve onu yeniden keşfetti;bu arada Brancusi’yle dost oldu. Modellerini yakınları ya da yoksul düşmüş kişiler, sokak kızları, cılız çocuklar arasından seçen ve verem ile alkolün pençesinden kurtulamayan Modigliani, Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 64 defa okunmuştur.

Susuz Ev

Tarihten Sayfalar Yorum yok »

……………………………..

İstanbul devamlı
bir su problemi içerisindedir.
Bu problemin çaresi asırlar önce
Kanuni zamanında, Mimar Sinan‘ın günlerinde konuşulmuş ve en büyük çare
Sinan’la bulunmuştur.
İstanbul’un o günkü nüfusu çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman,
Sinan’ı huzuruna çağırır,Der ki:”Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde.
Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu su ihtiyacını
karşılamak için birşeyler düşünmez misiniz?”
Mimarbaşı der ki:
“Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul’un çevresini bir dolaşayım,
dışarıda mevcut suları İstanbul’a getirmenin mümkün olup olmadığını bir inceleyeyim
ve ondan sonra size bir cevap veririm.
“Ve Sinan Ağa atına biner, yanına yardımcılarını da alır,
Çekmece’den başlayarak kıyıları dolaşır, Beşiktaş’a kadar istanbul’un kıyılarında, dereleri,
akan suları tespit eder.Bu suların önü örüldüğü, baraj yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer yapılarak İstanbul’a getirilebilir, diye,bunun günlerce hesabını yapar ve Kanuni’nin huzuruna çıkar. Sultan sorar: Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 66 defa okunmuştur.

Nazizm

ideolojiler Yorum yok »

Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin (National-Sozialistische Deutsche Arbeiterpartei: N.S.D.A.P.) öğretisi (nasyonal sosyalizm de denir). 1920′de Adolf Hitler tarafından temeli atılan nazizm, 1933′ten 1945′e kadar Alman devletinin resmi öğretisi oldu.

  • İLK PROGRAMI

Nazi öğretisinin temel ilkeleri ilk olarak 24 Şubat 1920′de Münih’teki Hofbrâuhaus’ta düzenlenen herkese açık bir toplantıda Hitler tarafından açıklandı. Bu toplantı, o zamana kadar henüz bilinmeyen Alman İşçi Partisi (Deutsche Arbeiterpartei) tarafından düzenlenmişti. Orta sınıfın ulusal ve toplumsal özlemlerini karşılamaya çalışan ve yirmi beş sorunu ele alan bu programı ilk kez, toplantıya katılmış olan iki bin kişi öğrendi. ‘ Hitler, her şeyden önce tüm Almanların Büyük Almanya şuurları içinde bir araya gelmesini istiyordu; ayrıca Versailles ve Saint-Germain anlaşmalarının yürürlükten kaldırılması, Almanları öbür uluslarla eşit haklara sahip bir ulus haline getirecekti.Böylece Almanya yeniden sömürgeler bulabilecek ve Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 72 defa okunmuştur.

Namık İsmail

Ressamlar Yorum yok »

Türk ressamı (İstanbul, 1890-İstanbul, 1935).
Ortaöğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlayan Namık İsmail, erken yaşlarda ailesinin dikkatini çeken sanat yeteneği nedeniyle Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Güzel Sanatlar Akademisi) gönderildi. Akademi’yi bitirdikten sonra gittiği Paris’te 1912-1914 yılları arasında Süsleme Sanatları Okulu’nda, julian Akademisi’nde ve Cormon Atölyesi’nde çalıştı. Türkiye’ ye dönünce yedek subay olarak Kafkas cephesinde bulundu. Orada, başka ressamlar gibi savaş konulu tablolar yaptı. Bu dönemde oluşturduğu tabloları, Celâl Esat ile birlikte 1917′de Berlin ve Viyana’da sergiledi. Bir ara, zamanın Harbiye nazırı Enver Paşa tarafından Şişli’de açılan atölyede, gene savaş ve kahramanlık konularını içeren kompozisyonlar boyadı. İkinci kez Avrupa’ya gidişinde Almanya’yı seçti. Leipzig Güzel Sanatlar Akademisi’nde Corinth ve Liebermann gibi o dönemin tanınmış hocalarından ders aldı. 1929′da Almanya’dan dönüşünde, bu hocaların tekniğini anımsatan bir anlatım içinde, daha çok kadın portrelerine ağırlık verdi. Özellikle çıplaklarında “şehvetli bir zariflik” yansıtmaya çalıştı. Bu tür resimlerinin önemli bir bölümünü, 1929′dan başlayarak geleneksel Galatasaray Sergilerinde gösterdi. Güzel Sanatlar müfettişliği ve Güzel Sanatlar Akademisi’nde müdür yardımcılığı yaptıktan sonra Nazmi Ziya’dan boşalan Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 73 defa okunmuştur.

Namık Kemal

Yazarlar, Şairler Yorum yok »

Türk yazarı (Tekirdağ, 1840-Sakız adası, 1888).
Abdülhamit I’in müneccimbaşısı Mustafa Asım Bey’in oğlu olan Namık Kemal’in (gerçek adı Mehmet Kemal’ dir) çocukluk yılları, dedesi Abdüllatif Paşa’nın yanında, Afyon, Kars ve Sofya’da geçti. Sık sık yer değiştirmeleri nedeniyle düzenli bir öğrenim göremedi; özel dersler de alarak kendi kendini yetiştirdi. 1853′te gittiği Kars’ta, yörenin saz ozanlarını tanıyarak şiirle ilgilenmeye başladı. 1855′te Sofya’da bulunduğu sırada arapça ve farsçasını ilerletti, fransızca dersleri aldı. İlk etkili şiirlerini, Namık takma adıyla bu dönemde yazan Namık Kemal, 1857′de İstanbul’a gelerek Leskofçalı Galip Bey ile eski şiir geleneğini sürdüren ozanların arasına katıldı. 1863′te, düzenli ve çağdaş bir öğrenim görmeyen Tanzimat ozan ve yazarlarının yetişmesinde büyük önemi olan Tercüme Odası’na girerek hem fransızcasını ilerletti, hem de Avrupa’da doğan yeni düşünce akımlarına ilgi duymaya başladı. Şinasi ile kurduğu dostluk sonucu girdiği Tasvir-i Efkâr gazetesinin sorumluluğunu, Şinasi’nin 1865′te Paris’e gitmesi üzerine kendisi yüklendi; bu arada siyasal yazılar da yazmayabaşladı. Aynı yıl, ülkede dönemin koşullarına uygun bir anayasa yapılmasını sağlamak amacıyla kurulmuş gizli bir örgüt olan Yeni Osmanlılar derneğine girdi. Hükümetin kovuşturması sonucu, İstanbul’dan uzaklaştırılmak amacıyla Erzurum vali yardımcılığına atanınca, bu görevi kabul Tamamını oku »

Bu yazı bugün 1 defa okundu.. Toplamda 185 defa okunmuştur.

Nazım Hikmet Ran

Yazarlar, Şairler Yorum yok »

Türk Şairi (Selanik, 1902-Moskova, 1963}.
Galatasaray Lisesi ve Nişantaşı Numune Mektebi’nde okuduktan sonra (1914), girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi’ni bitirerek deniz subayı olan Nâzım Hikmet (soyadı Ran), Hamidiye kruvazörü güverte subayı oldu. Ancak bu sırada hastalanarak sağlık kurulu raporuyla mesleğinden ayrılmak zorunda kaldı (1921). Aynı yıl, Kurtuluş Savaşı’na katılmak amacıyla, Anadolu’ya geçti. Kısa bir süre Bolu Lisesi’nde öğretmenlik yaptıktan sonra Batum yoluyla S.S.C.B’ne gitti. Moskova’da iktisat ve toplumbilim okudu, rusça öğrendi. 1924′te yurda döndükten sonra serbest ölçüyle yazdığı şiirlerinde toplumsal sorunları işlemeye başladı. Aydınlık dergisinde yayımlanan bazı şiirlerinden dolayı hakkında kovuşturma açıldığını öğrenince S.S.C.B’ne geçti. (1925). Yapılan yargılama sonucu mahkûm edildi. 1928′de çıkan genel af yasasından yararlanarak geri dönerken, pasaport yasasına aykırı davranmak suçundan kısa bir süre Hopa cezaevinde tutuklu kaldı; köylü mahkûmların yaşamlarını konu edinen “Kızkapan Oğlu Vehbi, ” vb. şiirlerini bu sıradaki gözlemlerine Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 166 defa okunmuştur.

Mykenai Uygarlığı

Medeniyetler tarihi Yorum yok »

M.Ö. II. bin yılda Peloponnesos’ta kurulmuş Mykenai kentinde doğan ve daha sonra Peloponnesos’un bütününe yayılıp gelişen uygarlık. Özellikle M.Ö. 1700-1200 yılları arasında gelişmiş olan Mykenai uygarlığı, Eski Mykenai (1700-1400) ve Yeni Mykenai (1400-1200) olarak iki evreye ayrılabilir. Yunan mitolojisinin temelini oluşturan tanrılar ve insanlarla ilgili serüvenleri yaratan bu uygarlıkla ilgili bilgiler, özellikle XIX. yy’da Schliemann tarafından sürdürülen arkeoloji kazıları sonucunda gün ışığına çıkarıldı. Girit’ten pek uzak olmayan Peloponnesos’ta gelişmiş olan Mykenai uygarlığıyla Girit uygarlığı arasında pek çok açıdan benzerlik vardır. Sözgelimi, ortaya çıkarılmış olan seramik, altın işçiliği, gliptik ve fresk örneklerinin, her iki uygarlıktan hangisine ait olduğunu kestirmek güçtür. Mykenaili sanatçılar, Girit uygarlığından çok şey almışlar, ama bu durum Mykenai uygarlığının özgün niteliklerini gölgeleyememiştir. Yapıların planları ve genel görünümleri temelde, Girit’te M.Ö. XX. yy’da görülen saraylarınkine benzer. Akaların Anadolu’dan getirmiş oldukları megaron (ortasında bir ocak bulunan dikdörtgen biçimli büyük oda) çevresine Mykenai Tamamını oku »

Bu yazı bugün 1 defa okundu.. Toplamda 107 defa okunmuştur.

Tanburi Mustafa Çavuş

Müzik Tarihi Yorum yok »

………………………………………….

Türk bestecisi (? - 1745). Yaşamı konusunda pek pazla bilgi bulunmayan Mustafa Çavuş, Kadıköylü Kadı Mehmet Efendi’nin oğludur. Bu nedenle, bazı kaynaklara göre, döneminde Kadızade diye anılmıştır ama tanbur çalması ve halk edebiyatı türünde şiirler yazması nedeniyle Türk müziğinde genellikle Tanburi-Aşık diye anılmış ve böyle tanınmıştır.Çeşitli kaynaklardan, Lale devrinde yaşadığı öğrenilen Tanburi Mustafa, Enderun’da yetişmiş, padişah yaverlerine özgü Çavuş unvanını kazanmıştır.

  • BESTECİLİĞİ

Kültür düzeyi yüksek kitlelerden az okumuş halk kitlelerine kadar herkesin anlayıp sevebileceği şarkıları iki yüz elli yıldır dillerden düşmeyen Mustafa Çavuş, sözlerinin pek çoğunu kendi yazdığı yapıtlarında içli, zarif, şuh, neşeli, zaman zaman şakacı üslubuyla dikkati çeker. Ayrıca nağmeleri çok akıcıdır. Üstün nitelikli büyük bir besteci sayılan Mustafa Çavuş’un bugün elimizde altmış dört yapıtı bulunmaktadır. Bunlardan biri (Zülfünü perişan etmiş serv-i revanim) rehavi makamında ve sakil usulünde bir bestedir, öbürleriyse şarkı Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 70 defa okunmuştur.

Musahipzade Celal

Yazarlar Yorum yok »

Türk oyun yazarıdır (İstanbul, 1868-İstanbul,1959). İlköğrenimini Tophane’de Firuzağa Sıbyan Mektebi’nde, ortaöğrenimini Fevziye Rüştiyesi’nde ve Nümune-i Terakki İdadisi’nde yapan Musahipzade Celal, 1889′da Babıali Tercüme Odası’na atandı. Memurluğu sırasında bir süre Hukuk Mektebi’ne devam ettiyse de bitiremeden ayrıldı. 1908′de Tercüme Odası’ndan ayrılmak zorunda kalınca zamanının büyük bir bölümünü oyun yazma çalışmalarına ayırdı (1909′da Türk Kızı adlı oyunu yayımlandı, 1912′de de Köprülüler adlı oyunu sahnelendi). 1917′de atandığı Üsküdar livasında bandrol memuru olarak çalışmaya başlayan Musahipzade Celal’in görevi, 1920′de bandrol örgütü kaldırılınca, Maliye tahsil memurluğuna aktarıldı. 1923′te de bu görevinden emekliye ayrıldı. 1935′te Şehir Tiyatrosu kütüphane memurluğuna ücretli olarak atandı ve ölümüne kadar bu görevde kaldı.

  • HALKÇI BİR OYUN YAZARI

Musahipzade Celal’in halkçı bir yazar olduğu konusunda hemen bütün uzmanlar birleşmektedir. Çünkü Musahipzade konularını, tiplerini, geçmiş yaşamın tarihsel ve toplumsal gerçeklerinden almıştır. Amacının Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 71 defa okunmuştur.

Bartolome Esteban Murillo

Ressamlar Yorum yok »

İspanyol ressamı (Sevilla, 1618-Sevilla, 1682).
Dar gelirli bir ailenin çocuğu olan Bartolome Esteban Murillo, on dört yaşında sanatçı juan del Castillo‘nun yanına çırak olarak girdi ve onun sayesinde iyi yetişti. 1640′a doğru Van Dyck’in öğrencilerinden Pedro de Moya’yla tanıştı. Endülüs’te kısa bir süre kalan Moya, Murillo’ya giderayak Flaman resim tekniğinden söz etti. Birkaç yıl sonra Murillo çok büyük bir gelişme gösterdi; bu konuda birçok sanat tarihçisi, sanatçının 1648-1650 arasında Madrid’e gitmiş olabileceği ve orada, krallık koleksiyonlarında ver alan büyük yapıtları inceleyebilecek zamanı bulmuş olabileceği varsayımını öne sürdüler. Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 63 defa okunmuştur.

Toplam 38«1234567»...Son »