Eyl 21
Japon gösteri sanatı. Müzik, dans ve şiiri birleştiren bu tiyatro biçimiyle, türün kuralları kesin olan ve olaya önem veren Batı tiyatrosu arasında bir benzerlik kurmak güçtür. No’da dansın ve şarkının desteği olan metin, yalnızca birkaç temel kompozisyon kuralına uymak zorundadır; düzenli bir biçimde olan no’da olay, düş ve gerçek arasında gidip gelen bir atmosfer yararına gelişir; no’ nun kimi zaman dinsel temalara ya da Buddhacı öğretinin bazı noktalarıyla ilgili tartışmalara dayanması, aydınlatıcı bir gösteri halini aldığı tapınaklarda doğmuş olmasından kaynaklanır. Amacı, gerçeğin kalıcı, güzelin de dayanıklı olmadığını hissettirmektir. XVI. yy’dan XLX. yy’a kadar özellikle askeri aristokrasiye ayrılmış olan no, başlangıçta, günümüzde de olduğu gibi çok geniş bir seyirci kitlesine seslenirdi. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 68 defa okunmuştur.
Eyl 21
Vanadyumla birlikte elementleri sınıflandırma çizelgesinin VA sütununda yer alan metal nitelikli elementler. İncelenmeleriyle birçok benzerlik taşıdıkları ortaya çıkarılan bu iki elementten niyobyum, 180 2′ de, kolumbiyum adıyla C.Hatchett tarafından bulundu; 1844′te söz konusu elemente günümüzde kullanıldığı biçimdeki adını veren H.Rose oldu. Tantal da gene 1802′de A.G.Ekeberg tarafından bulundu. Niyobyum, 1866′da C.G.Blomstrand, tantalsa 1824′te J.j. Berzelius tarafından metal halde elde edildi. Bu iki elemente litosferin yaklaşık % 3.10 5′ini oluşturdukları için doğada çok az raslanır. Bunlar geçiş metallerindendirler. Her ikisi de aynı maden filizinden çıkarılır (demir oksidi, manganez, niyobyum ve tantal; son iki elementten biri ya da ötekinin bolluğuna göre maden filizine niyobit ya da tantalit adı verilir). Maden filizi öncelikle yükseltgenir; ardından, derişik hidrojen flüorürdeki potasyum flüorür etkisiyle bir K2 NbOF, niyobyum tuzu (daha sonra alüminyum aracılığıyla metal niteliğindeki niyobyuma indirgenir) ve bir K2 TaF7 tantal tuzu (elektrolizle metal haldeki tantala indirgenir) elde edilir. Bu metaller bir çözücüyle özütleme ya da iyon değiştirme yoluyla da ayrıştırılabilirler. Elde edilen metallerin tozları 2 000°C’a doğru kavrulur, Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 55 defa okunmuştur.
Eyl 21

Fransız kimyacısı ve fizikçisi (Chalon-sur-Saone, 1765-Saint-Loup-de-Varennes, Saöne-et-Loire, 1833). Papaz okulunda öğrenim gördükten sonra Angers Oratorre Okulu’nda öğretmenlik yapan joseph Nicephore Niepce, 1792′de askerlik mesleğine geçti. Ama iki yıl sonra askerlikten ayrılarak bilimsel araştırmalara yöneldi ve çok sayıda buluş gerçekleştirdi. Kardeşi Claude ile birlikte, hareket enerjisini “havanın ateşle genleşmesi”nden alan ve bir gemiyi çalıştırabilecek güçte olan bir patlamalı motor (pireolofor) gerçekleştirdi. Bu buluş Claude Niepce’in patentini satmak için Paris, ardından da Londra’da giriştiği çabalara karşın yaygınlaştırılamadı.Nicephore Niepce araştırmalarını pancardan şeker üretme,hidrolik makineler gerçekleştirme, boyarmaddeler elde etme ve “Draisienne” (bir tür bisiklet) yapımı gibi değişik alanlara da Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 77 defa okunmuştur.
Eyl 21
Peri masallarını, aynı zamanda da şövalyelik romanlarını kapsayan büyük Alman destanı (Nibelungenlied). Nibelungenlerin (Germen mitolojisinde bir cüce soyuna ve bunların krallarına verilen ad) otuz dokuz serüveni, bir yandan Siegfried’in savaşta kazandığı başarıları, evliliğini ve öldürülmesini, öbür yandan da dul kalan karısı Kriemhild’in öç almasını anlatır. Bütünü iki bin üç yüz dörtlükten oluşan bu destanın ilk elyazmaları XIII. yy. başlarına dayanır. Almanya’da halk arasında çok yaygın olan bu çevrim, Ortaçağ Germen edebiyatının en çok dikkati çeken yapıtı olmuştur. Çağdaş eleştirmenler Nibelungenlied’in sanıldığı gibi ortak bir yapıt değil de şövalye bir ozanın yaratısı olduğunu ileri sürerler; XIII. yy. boyunca Siegfried’le ilgili (Siegfried’in Ölümü) destansı bölümlerin ve Nibelungenlerin sonunun destanının (Kriemhild’in Öç Alması) Tamamını oku »
Bu yazı bugün 1 defa okundu..
Toplamda 69 defa okunmuştur.
Eyl 19

İngiliz matematikçisi, fizikçisi ve gökbilimcisi (Woolsthorpe, Lincolnshire, 1642-Kensington, Middlesex, 1727). Küçük bir toprak sahibinin oğlu olan Sir İsaac Newton anneannesi tarafından büyütüldü (babası. Newton’un doğumundan üç ay önce ölmüş, annesiyse varlıklı bir din adamıyla evlenerek bir başka yere taşınmıştı). İlköğrenimini Shillington ve Stoke yakınlarındaki okullarda yapan Newton, daha çocukken su saati, uçurtmalar, güneş saatleri yaparak mekaniğe olan tutkusunu ortaya koydu. Üvey babası 1656′da ölünce, Newton on altı yaşından başlayarak ailesinin mülkünü yönetmek zorunda kaldı; ama bu konuda bir yeteneği olmadığı gibi,böyle bir işe ilgi de duymuyordu.Nitekim kısa bir süre sonra, üniversiteye giriş için hazırlanmak amacıyla öğrenimine döndü (Matmazel Storey ile de bu dönemde tanıştı ama onunla evlenmeyip bekâr olarak yaşadı). Tamamını oku »
Bu yazı bugün 2 defa okundu..
Toplamda 172 defa okunmuştur.
Eyl 19

Kişinin, genellikle nedenini bilmediği ya da pek az bildiği iç çatışmalarına karşın, toplumsal yaşama uymak için gösterdiği çabalardan kaynaklanan ve hiçbir anatomik nedeni olmayan ciddi ve sürekli davranış bozukluklarına nevroz denir.
Nevrozlar çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilirler ve toplumun gelişmesine bağlı olarak değişebilirler. En belirgin olan nevrozlar arasında kişilik bozuklukları (öfkelilik, saldırganlık, duygusal yönden olgun olmama hali, abartılı sorumluluk ya da suçluluk duygusu, cesaretsizlik, eleştiri yeteneğinin artması ya da kaybolması, gerçeklerden uzaklaşma), güçten düşme (hastanın kendini kaptırdığı ve yinelenen uykusuzluk durumlarının giderek arttığı, önüne geçilemeyen yorgunluk hali),bedenle ilgili işlevsel bozukluklar (felçler, uyuşma halleri, duyu bozuklukları, idrarını tutamama, tikler, uyurgezerlik), cinsel bozukluklar (iktidarsızlık, soğukluk) ve başkalarıyla girişilen ilişkilerde bozukluklar (ortak yaşama sorumluluklarından kaçma, iletişim kurma zorluklan) sayılabilir. Nevrozlu bir kimse psikoza yakalanmış bir hastadan farklı olarak, bazı bunalım nöbetleri dışında, meslek yaşamını ve toplumsal yaşantısını sürdürebiliyorsa, bu, hastayı yıpratan bazı ödün verici davranışlarla sağlanır. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 1 defa okundu..
Toplamda 116 defa okunmuştur.
Eyl 19

Türk yazarı (İstanbul, 20 Aralık 1915 - İzmir ,5 Temmuz 1995). Gerçek adı Mehmet Nusret olan Aziz Nesin, Kuleli Askeri Lisesi’nden (1935) sonra girdiği Harp Okulu (1937) ile Fen Tatbikat Okulu’nu (1939) bitirerek subay oldu. Öğrenimi sırasında iki yıl Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. Subaylık görevini Anadolu ve Trakya’da yapan Aziz Nesin, 1939′dan sonra Sedat Simavi’nin Yedigün dergisinde yayımlamaya başladığı şiir ve yazılarında asker olduğu için öz adını kullanmak istemediğinden çeşitli değişik takma adların (Vedia Nesin) yanı sıra babasının adı olan Aziz Nesin’i kullandı ve bu adla tanındı. “Arkadaş Hatırına ” adlı ilk öyküsünü Ankara’daki Millet dergi sinde yayımlayan (1943) Aziz Nesin, üsteğmen rütbesindeyken, 1944′te ordudan ayrıldı. Bundan sonra da Aziz Nesin imzasıyla Millet ve Yeni Adam dergilerinde öyküler yayımlamayı sürdürdü ( “Kısmet”, “Çıngır Bey”, vb., 1944). İstanbul’a gelerek bir süre bakkallık, muhasebecilik gibi işlerle uğraştı, sonra Yedigün dergisinde ve derginin bir başka yayını olan Karagöz’de çalıştı (1944-1945). Tan Tamamını oku »
Bu yazı bugün 2 defa okundu..
Toplamda 144 defa okunmuştur.
Eyl 18
…………………………………..
Türk şairi (İstanbul,?-İstanbul, 1730). Gerçek adı Ahmet olan Nedim, İstanbul’da gördüğü medrese öğreniminden sonra müderrisliği meslek edindi. Özellikle, koruması altına alındığı sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın döneminde mesleğinde hızla ilerleyerek mahkeme naipliği ve bellibaşlı medreselerde müderrislik yaptı (1725-1730). Ayrıca, sadrazamın özel kitaplığına hafız-ı kütüp olarak girdive Aynî ile Müneccimbaşı Ahmet Efendi’nin tarihlerini arapçadan türkçeye çeviren kurulda yer aldı. Tarihte, Lale Devri diye adlandırılan dönemin başlıca kişilerinden olan Nedim, bu dönemi sona erdiren Patrona Halil ayaklanması sırasında öldü.
Nedim, kalıplaşmış Divan şiiri kurallarına genel olarak uymakla birlikte konu, dil ve yer yer söyleyiş biçimi bakımından birtakım yenilikler getirdi. Zevk ve eğlence içinde geçen yaşamındaki yer ve kişilerin gerçek Tamamını oku »
Bu yazı bugün 3 defa okundu..
Toplamda 60 defa okunmuştur.
Eyl 18
………………………………..
Türk şairi (Hasankale, 1572-İstanbul, 1635).
Gerçek adı Ömer olan ve iyi bir öğrenim gören Nef’î, genç yaşta şiir yazmaya başladı; arapça ve farsça öğrenerek Hafız Divanı ile Sa’di’nin Gülistan ve Bostan’ını okuma olanağı buldu. Ahmet I döneminde geldiği İstanbul’ da kısa sürede tanındı. Özellikle, Murat IV‘ün yaradılışına uygun olarak yazdığı kasideleriyle göze girdi; ününün doruğuna ulaştı. Dönemin üst düzeydeki devlet adamlarına kasidenin yanı sıra hiciv yazmaktan da geri kalmayan Nef’î, maden mukataacısı ve maden kâtipliği görevlerinde bu
lundu. Bir süre sonra hicivlerinde kullandığı ağır ifade dolayısıyla gözden düştü. Murat IV‘ün bir daha yergi şiiri yazmaması doğrultusundaki uyarısını dinlemeyince, padişahın buyruğuyla vezir Bayram Paşa tarafından boğdurtularak öldürüldü. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 64 defa okunmuştur.
Eyl 18
Türk Şairi (Urfa, 1642 - İstanbul, 1712).
Birçok bilgin yetiştirmiş Hacı Gaffarzadeler ailesinden gelen Nabi (gerçek adı Yusuf) iyi bir öğrenim görerek, şiir yazabilecek derecede arapça ve farsça öğrendi. Urfa’da arzuhalcilik yaparken valinin öğüdüne uyarak İstanbul’a geldi (1665). Önce, İstanbul’da aradığını bulamadıysa da, Musahip Mustafa Paşa’ya sunduğu mesnevi biçimindeki bir övgünün beğenilmesi üzerine paşa tarafından divan kâtipliğine atandı. 1671′de Lehistan seferine katılan Nabi, Mehmet IV‘ün ilgisini çekti. Bu seferde ele geçirilen Kameniçe kalesinin alınması üstüne yazdığı şiir kalenin kapısına hakkedildi. Nabi kalenin alınması nedeniyle, padişahın isteği üzerine Fetihname-i Kameniçe adlı düzyazı yapıtını kaleme aldı. Seferden sonra padişah tarafından hacca gönderildi (1678). Hac dönüşü Musahip Mustafa Paşa’nın kethüdası oldu. Paşanın ölümü üzerine yerleştiği Halep’te uzun süre varlıklı bir yaşam sürdürdü. Eski dostu olan Halep valisi Baltacı Mehmet Paşa ikinci kez sadrazamlığa atanınca, onunla birlikte İstanbul’a geldi (1710); Darphane Emaneti, sonra da Anadolu Muhasebeciliği ve Mukabele-i Süvari görevlerinde bulundu. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 1 defa okundu..
Toplamda 111 defa okunmuştur.