<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>debdebe.org</title>
	<atom:link href="http://www.debdebe.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.debdebe.org</link>
	<description>Medeniyetler tarihi,savaşlar tarihi,sanat tarihi,teknoloji tarihi,sporlar tarihi,bilim tarihi ve bilim adamları.</description>
	<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 04:55:13 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Gazze&#8217;de bir İnsanlık suçu işleniyor!!!</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2009/01/gazzede-bir-insanlik-sucu-isleniyor/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2009/01/gazzede-bir-insanlik-sucu-isleniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 04:55:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Gazze]]></category>

		<category><![CDATA[Hamas]]></category>

		<category><![CDATA[insanlık]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<category><![CDATA[katliam]]></category>

		<category><![CDATA[soykırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=894</guid>
		<description><![CDATA[








 İsrailoğullarının Gazze&#8217;de MÜSLÜMANLARA yönelik yürüttüğü soykırımı Lanetliyoruz&#8230;
Ve Filistin Hamas direniş örgütü kurucusu olan Şehit Şeyh Ahmet Yasin&#8217;in Allah&#8217;a yakarışını ve şikayetini okumanızı tavsiye ederim. Allah tarafından Lanetlenen İsrailoğullarının yaptığı bu katliama karşı nasıl aciz ve tepkisiz kaldığımızı bir kez daha düşünelim.

Şehit Şeyh Ahmet Yasin&#8217;in Allah&#8217;a yakarışı

ALLAH’ım! Ümmetin suskunluğunu Sana şikayet ediyorum!
Ben ki kocamış bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsrailoğullarının Gazze&#8217;de MÜSLÜMANLARA yönelik yürüttüğü soykırımı <span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">Lanetliyoruz</span></strong></span>&#8230;</p>
<p>Ve Filistin Hamas direniş örgütü kurucusu olan <span style="color: #ff0000;">Şehit Şeyh Ahmet Yasin&#8217;in <span style="color: #000000;">Allah&#8217;a yakarışını ve şikayetini okumanızı tavsiye ederim.</span></span> Allah tarafından Lanetlenen İsrailoğullarının yaptığı bu katliama karşı nasıl aciz ve tepkisiz kaldığımızı bir kez daha düşünelim.</p>
<ul>
<li><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #ff0000;">Şehit Şeyh Ahmet Yasin&#8217;in <span style="color: #000000;">Allah&#8217;a yakarışı</span></span></em></span></li>
</ul>
<p>ALLAH’ım! Ümmetin suskunluğunu Sana şikayet ediyorum!</p>
<p>Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!..<br />
Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!..<br />
Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!..<span id="more-894"></span><br />
Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!..</p>
<p>Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler!..</p>
<p>Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında?..<br />
Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok,ALLAH için ve ümmetin namusu için kızacak?..<br />
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!..<br />
Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? ..</p>
<p>Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!..<br />
Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!..<br />
Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri,ALLAH için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;<br />
Ey RABBimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et! diye çağıramaz mı!?..<br />
Buna da mı gücünüz yetmiyor!?..<br />
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:<br />
Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!..<br />
Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!..<br />
Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!..<br />
Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin!..<br />
Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!..<br />
Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!..<br />
Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! ..</p>
<p>Temennimiz, ALLAH’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!..<br />
Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! ALLAH aşkına, bari aleyhimize olmayın!..<br />
Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!..<br />
ALLAH’ım! Sana şikayette bulunuyorum Sana şikayette bulunuyorum..<br />
Sana şikayette bulunuyorum..<br />
Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum..</p>
<p>Sen mustazafların RABBisin Sen bizim RABBimizsin Bizi kime bırakıyorsun?..<br />
Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?..<br />
ALLAHım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum…<br />
Sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı ve Birliğimiz bozuldu Yollarımız ayrıldı Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikayet ediyoruz…</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  0 defa okundu..
Toplamda 9 defa okunmuştur.</p>
<p><!-- Start AdLogger Wrapping Code -->
<?php @include_once("/home/debdebe/public_html/adlogger/track/ad_check.php"); if ($show_ads) { ?>

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8635852331111528";
/* anasayfa metin, oluşturulma 20.05.2008 */
google_ad_slot = "1286631141";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<?php } ?>
<!-- End AdLogger Wrapping Code --></p> ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2009/01/gazzede-bir-insanlik-sucu-isleniyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülhamid&#8217;in Petrol Haritası</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2008/12/abdulhamidin-petrol-haritasi/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2008/12/abdulhamidin-petrol-haritasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 01:26:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarihten Sayfalar]]></category>

		<category><![CDATA[Diyarbakırda petrol]]></category>

		<category><![CDATA[doğuda petrol]]></category>

		<category><![CDATA[petrol]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'de petrol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=888</guid>
		<description><![CDATA[
Şu son günlerde Ülkemizde üstüste petrol bulunmaya başlandı.Peki bu petrol araştırmaları yeni mi ortaya çıktı yoksa daha önce de Ülkemizde petrol arandı mı?.. Güneydoğu petrol cenneti mi? İşte tüm bu soruların cevapları 100 yıl önce  Sultan II. Abdülhamid tarafından hazırlanan petrol haritasıyla verilmiş.
Türkiye petrol denizi üzerinde mi? Sınırın öteki yakasında petrol çıkıyor da Güneydoğu’da niye çıkmıyor? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.debdebe.org/wp-admin/wp-content/abdulhamidin_petrol_haritasi.jpg"><img class="aligncenter" title="Abdülhamidin hazırlattığı petrol haritası" src="http://www.debdebe.org/wp-content/abdulhamidin_petrol_haritasi.jpg" alt="" width="233" height="232" /></a></p>
<p>Şu son günlerde Ülkemizde üstüste petrol bulunmaya başlandı.Peki bu petrol araştırmaları yeni mi ortaya çıktı yoksa daha önce de Ülkemizde petrol arandı mı?.. Güneydoğu petrol cenneti mi? İşte tüm bu soruların cevapları 100 yıl önce  Sultan <span style="color: #ff0000;"><strong>II. Abdülhamid</strong></span> tarafından hazırlanan petrol haritasıyla verilmiş.</p>
<p>Türkiye petrol denizi üzerinde mi? Sınırın öteki yakasında petrol çıkıyor da Güneydoğu’da niye çıkmıyor? Ya da başlayıp bitmeyen bir polemik; Türkiye’de petrol var ancak yabancılar çıkarmamıza izin vermiyor! Peki gerçekten petrolü bol denilen Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde petrol var mı? Bu soruya Sultan<span style="color: #ff0000;"><strong> II. Abdülhamid</strong></span> yüz yıl öncesinden cevap veriyor. Sultan’ın hazırlattığı tespit haritasında Güneydoğu Anadolu’nun neredeyse tamamında yüksek ölçekte petrol rezervinin olduğu saptanıyor. Görevli mühendisler araştırmalarını Doğu ve Güneydoğu ile sınırlı tutmayıp Osmanlı toprakları içinde bulunan Zaho, Erbil, Kerkük, Süleymaniye, Musul ve Bağdat gibi bölgeleri de tarıyorlar. İşin en ilginç tarafı yüz yıl önce <span id="more-888"></span>hazırlanan petrol haritasının birçok yerinde hâl-i hazırda petrol çıkarılıyor olması.</p>
<p>Sultan<span style="color: #ff0000;"><strong> II. Abdülhamid</strong></span> özellikle 1800’ün son çeyreğinde tüm dünyada gündeme gelen ve stratejik bir maden olduğu kabul edilen petrol için büyük çaba harcadı. Yetişmiş jeoloji ve maden mühendisi olmaması Devlet-i Aliye’nin elini kolunu bağlıyordu. Ancak uğruna savaşların çıkartılacağı, yeni bir dünya düzeninin oluşturulacağı petrolün ehemmiyetini anlayan Abdülhamid sıkıntıları kendi fedakarlıkları ile aştı. Hazine-i Hassa’dan, yani padişahın şahsi malından ödenek çıkartılarak geniş kapsamlı bir petrol rezervi çalışmasına girildi. Sultan’ın kendi parasıyla yaptırdığı çalışmada yabancı ve yerli mühendisler yer aldı. Musul ve Bağdat havalisinde, Dicle ve Fırat nehirleri havzasında petrol taraması yapıldı. Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibi çalışmalarını 22 Ekim 1901’de Sultan II. Abdülhamid’e sundular.<br />
<!-- Start AdLogger Wrapping Code --></p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8635852331111528";
/* anasayfa metin, oluşturulma 20.05.2008 */
google_ad_slot = "1286631141";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><br />
<!-- End AdLogger Wrapping Code --><br />
Bu zamana kadar söylenen ancak mahiyeti hakkında bir bilginin bulunmadığı “Sultan’ın petrol haritası” sadece Güneydoğu’da değil, Hakkâri ve Bitlis gibi illerde de petrol bulunabileceğini öngörüyor. Haritayı hazırlayan heyet, Bitlis Suyu denilen çayın kıyısı boyunca önemli petrol rezervleri tespit etmiş. Heyetin başkanı Paul Groskoph, petrol noktalarını tek tek tespit ettiklerini aktarırken, takip ettikleri güzergâhı da detaylı bir biçimde anlatıyor. Petrol havzasını dolaşan Paul, Siirt tarafında ve Dicle Nehri kıyısında zengin petrol rezervlerinin bulunduğunu belirtiyor. Dicle Nehri kıyısındaki noktalarda yeterli araştırmayı yükselen sulardan dolayı yapamadıklarını da raporuna ilave eden Paul, nehrin kıyısı dışında, Dicle’nin kıyı şeridi boyunca uzayıp giden yüksek dağlarda da petrol bulunduğunu kaydetmiş. Yine de o dönemin teknik imkanları açısından 900 metre yükseklikteki bu dağlardan petrolün çıkarılması ve nakliyatının zor olacağını eklemeyi unutmamış raporuna.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu’nun neredeyse tamamı ve Doğu Anadolu’nun bir kısmını kapsayan petrol haritasında Diyarbakır, Mardin, Bismil, Hazro Çayı etrafı, Sinan, Batman Çayı etrafı, Dicle bölgesi, Midyat, Bedran, Tulan, Siirt, Botan Çayı etrafı, Habur, Fındık, Cizre, Habur Çayı etrafı, Bitlis Çayı kıyısı ve Hakkâri (Çölemerik)’de önemli petrol yataklarının bulunduğu kaydediliyor.</p>
<p>HARİTA İLK KEZ YAYIMLANIYOR</p>
<p>Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çalışmalarını tamamlayan heyet daha sonra bugün Irak sınırları içinde kalan merkezlerde petrol taramasına devam ediyor. Kerkük, Babagürgür, Zaho, Süleymaniye, Bağdat, Musul ve Altınköprü’deki petrol noktaları kilometre ve yerleşim yerlerine göre yön tayini yapılarak kayıt altına alınıyor. Raporda Kerkük ve şehre 15 kilometre uzaklıktaki Babagürgür bölgesinde yoğun miktarda petrol rezervinin bulunduğu belirtiliyor. Babagürgür bölgesinin II. Abdülhamid’in şahsî malı olduğu, ve bu topraklarda Türkiye’deki Nefçi ve Doğramacı ailesinin pay sahibi olduğu biliniyor. Ekip yaptığı tetkikler sonucunda en kaliteli petrolün Bağdat yakınlarındaki El-Kayra ile Mendel’de olduğu sonucuna da varıyor.</p>
<p>Ulaşımın Dicle’de sal üstünde, karada da at ve eşek sırtında yapıldığı bir dönemde aylarca süren bir çalışma sonunda Başmühendis Paul Groskoph, ince detayların yer aldığı raporun sonuna iki önemli noktayı da ilave etmeyi unutmuyor: “Dicle ve Fırat nehirleri havzasında zengin ve mühim petroller bulunuyor. Bunların işletilmesi ve pazarlanması için Bağdat’a uzanan bir tren yolu lâzım. 1889’da inşaatına başlanan ve 1902’de biten demiryolu petrolün Anadolu’ya taşınmasını sağlayacaktır. Bunun için ana hatta sadece birkaç ilave ek hattın yapılması yeterlidir.” Başmühendisin ikinci notu ise iyi değerlendirilmesi durumunda bu petrol coğrafyasının gelecekte dünyanın en önemli merkezlerinden biri olacağı şeklinde.</p>
<p>Kısa bir zamanda bu kadar noktada tarama yaptırarak günün kıt imkânlarına rağmen petrol tespitini belgelendiren Sultan II. Abdülhamid’in saltanat ömrü petrol çıkartmaya yetmedi. İlk kez yayımlanacak olan ‘Sultan’ın petrol haritası’ Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve önümüzdeki günlerde kamuoyuna sunulacak olan “Osmanlı Döneminde Irak” isimli kitapta yer alacak. Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Budak, bu çalışmayla Irak’taki Osmanlı’yı kamuoyuna sunacaklarını belirtiyor. Kitabın editörlüğünü yapan Cevat Ekici de kitaptaki birçok belge ve çizimin, özellikle de petrol bölümündeki haritaların halen üzerinde çalışılmaya değer belgeler olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>Çalışmanın kapsamı petrol haritası ve bununla ilgili raporlarla kısıtlı değil. Hazine-i Hassa’ya devredilen petrol hakları ve bununla ilgili yazışmalar da bulunuyor kitapta. 18 Kasım 1902’de Yıldız Sarayı’na gönderilen belgede Musul vilayetindeki petrol madenlerinin imtiyazının Hazine-i Hassa’ya verildiği kaydediliyor. Daha sonraki tarihlerde padişaha ait araziler Maliye Hazinesi’ne devrediliyor. Ancak 12 Ocak 1920’de Maliye Hazinesi’ne devredilen padişaha ait bütün malların tekrar Hazine-i Hassa’ya devri için bir kararname çıkartılıyor.</p>
<p>Aksiyon dergisinin 480. sayısında yer alan “Hanedan Musul’u istiyor^” başlıklı haberde, Osmanoğullarının Sultan Abdülhamid’ten miras kalan Musul’daki gayrimenkullerini almak için hukuki bir mücadele başlattıklarına yer veriliyordu. Aynı haberde hanedanın mirasçılarının daha önceki dönemlerde Musul’daki gayrimenkulleri dava yolu ile kazandıkları, ancak birtakım siyasi manipülasyonlar sebebiyle bu kararın uygulanmadığı da vurgulanıyordu.</p>
<p>65 NOKTADA PETROL TESPİT EDİLMİŞ</p>
<p>1. Diyarbakır</p>
<p>2. Mardin</p>
<p>3. Bismil</p>
<p>4. Hazro Çayı</p>
<p>5. Sinan</p>
<p>6. Batman çayı</p>
<p>7. Dicle</p>
<p>8. Midyat</p>
<p>9. Bedran</p>
<p>10. Bitlis Suyu (çayı)</p>
<p>11. Tulan</p>
<p>12. Siirt</p>
<p>13. Botan çayı</p>
<p>14. Habur</p>
<p>15. Fındık</p>
<p>16. Cizre</p>
<p>17. Dehuk</p>
<p>18. Zaho</p>
<p>19. Habur çayı</p>
<p>20. Hakkari (Çölemerik)</p>
<p>21. Ahmediye</p>
<p>22. Bisan</p>
<p>23. Alkuş</p>
<p>24. Akra</p>
<p>25. Büyük Zap</p>
<p>26. Revanduz</p>
<p>27. Musul</p>
<p>28. Karakuş</p>
<p>29. Nemrut</p>
<p>30. Küçük Zap</p>
<p>31. Erbil</p>
<p>32. Köysancak</p>
<p>33. Altınköprü</p>
<p>34. Şargat</p>
<p>35. Hamrin Dağı</p>
<p>36. Kerkük</p>
<p>37. Taşhurmatı</p>
<p>38. Tavuk</p>
<p>39. Karadağ</p>
<p>40. Süleymaniye</p>
<p>41. Karadağ</p>
<p>42. Aksu</p>
<p>43. Tuzhurmatı</p>
<p>44. Kefri (Salahiye)</p>
<p>45. Deli Abbas</p>
<p>46. Tikrit</p>
<p>47. Samara</p>
<p>48. Haso çayı</p>
<p>49. Narbin Suyu</p>
<p>50. Diyale Suyu</p>
<p>51. Ramadi</p>
<p>52. Felluce</p>
<p>53. Mendeli</p>
<p>54. Bakuba</p>
<p>55. Kazımiye</p>
<p>56. Bağdat</p>
<p>57. Museyyeb</p>
<p>58. Hılle</p>
<p>59. Kerbela</p>
<p>60. Hit</p>
<p>61. Fırat</p>
<p>62. Anah</p>
<p>63. El-Kadim</p>
<p>64. Ebu Kemal</p>
<p>65. Meydani</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  10 defa okundu..
Toplamda 87 defa okunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2008/12/abdulhamidin-petrol-haritasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Don Volga Projesi</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2008/11/don-volga-projesi/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2008/11/don-volga-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 13:30:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarihten Sayfalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=885</guid>
		<description><![CDATA[
Sokullu Mehmed Paşa, Don ve Volga ırmaklarının birbirine en çok yakınlaştığı yerde bir kanal açmayı düşünmüştür. Bu proje için bütün ihtiyaçlar büyük bir gemiye yüklenip bölgeye götürülmüştür. Askerler üç ay kadar kazarak kanalın üçte birini bitirdiler.
O sıralar kış yaklaşıyordu ve bazı kimseler &#8220;Buraya kış altı ay evvelden gelir. Soğuktan insanın eli tutmaz olur.&#8221; diyerek askerleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.debdebe.org/wp-content/don-volga-projesi.png"><img class="aligncenter size-medium wp-image-886" title="don-volga-projesi" src="http://www.debdebe.org/wp-content/don-volga-projesi-297x300.png" alt="" width="297" height="300" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Sokullu Mehmed Paşa</strong></span>, Don ve Volga ırmaklarının birbirine en çok yakınlaştığı yerde bir kanal açmayı düşünmüştür. Bu proje için bütün ihtiyaçlar büyük bir gemiye yüklenip bölgeye götürülmüştür. Askerler üç ay kadar kazarak kanalın üçte birini bitirdiler.<br />
O sıralar kış yaklaşıyordu ve bazı kimseler &#8220;Buraya kış altı ay evvelden gelir. Soğuktan insanın eli tutmaz olur.&#8221; diyerek askerleri korkuttular. Askerlerde kaçarak projeyi yarım bıraktılar.</p>
<p>Padişah durumu öğrenince, Sokullu&#8217;ya masrafları karşılamasını emretmiştir. Eğer bu proje gerçekleşebilseydi, Asya&#8217;daki Türk Topluluklarına ulaşılabilecek, Rusya&#8217;nın gelişmesi önlenecek, İran <span id="more-885"></span>savaşlarında ise donanmadan yararlanma imkanı doğacaktı.</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  6 defa okundu..
Toplamda 145 defa okunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2008/11/don-volga-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sana Emrediyorum</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2008/11/sana-emrediyorum/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2008/11/sana-emrediyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 13:25:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarihten Sayfalar]]></category>

		<category><![CDATA[İbretlik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=883</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Murad Han, saltanatı daha 12 yaşında olan oğlu İkinci Mehmed&#8216;e (Fatih Sultan Mehmed) bırakarak, Manisa&#8217;ya inzivaya çekildi ve ibadetle meşgul olmaya başladı. Bu durumdan faydalanmak isteyen yeni bir Haçlı ordusu 1444 Eylül&#8217;ünde Türk topraklarına girdi. Vaziyetin ciddiyetini anlayan Sultan Mehmed, babasına yazdığı mektupla tekrar ordunun başına geçmesini istedi. Ancak İkinci Murad Han, oğluna saltanatın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.debdebe.org/2008/06/25/murat-ii/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>İkinci Murad Han</strong></span></a>, saltanatı daha 12 yaşında olan oğlu <span style="color: #ff0000;"><strong>İkinci Mehmed</strong></span>&#8216;e (Fatih Sultan Mehmed) bırakarak, Manisa&#8217;ya inzivaya çekildi ve ibadetle meşgul olmaya başladı. Bu durumdan faydalanmak isteyen yeni bir Haçlı ordusu 1444 Eylül&#8217;ünde Türk topraklarına girdi. Vaziyetin ciddiyetini anlayan Sultan Mehmed, babasına yazdığı mektupla tekrar ordunun başına geçmesini istedi. Ancak <a href="http://www.debdebe.org/2008/06/25/murat-ii/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>İkinci Murad Han</strong></span></a>, oğluna saltanatın sahibinin kendisi olduğunu bildirerek, yeniden ordunun başına geçmeyi reddetti. Bunun üzerine İkinci Mehmed Han babasına ferman gönderdi.<span id="more-883"></span></p>
<p>&#8220;<span style="color: #993366;"><em>Eğer padişah sen isen, devletimizi müdafaa etmek için gelin ve eğer padişah ben isem, sana emrediyorum, derhal ordumuzun başına geçin ve emrime itaat edin.</em></span>&#8221;</p>
<p>Bu fermandan sonra <a href="http://www.debdebe.org/2008/06/25/murat-ii/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>İkinci Murad Han</strong></span></a>, İstanbul Boğazı&#8217;ndan Avrupa&#8217;ya geçerek Edirne&#8217;ye geldi. Derhal idareyi alarak Varna&#8217;ya hareket etti ve Haçlı ordusunu bozguna uğrattı.</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  2 defa okundu..
Toplamda 108 defa okunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2008/11/sana-emrediyorum/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuz Han</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2008/11/oguz-han/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2008/11/oguz-han/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 13:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Liderler Tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[Türkler Tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=880</guid>
		<description><![CDATA[
Doğum tarihi tespit edilememiştir. İlk Büyük Hun İmparatorluğu hükümdarı Teoman’ın oğludur. Teoman’ın başka bir karısından ve Oğuz Han’dan yaşça küçük bir oğlunun annesi, kendi oğlunu tahta geçirmek için çareler aradı ve sonunda Teoman’ı kandırarak Oğuz Han’ı güney-batı komşuları olan Kuşanlara rehin yollattı. O dönemdeki hukuk anlayışına göre, rehin, barış teminatı demekti. Oğuz Han’ın üvey annesi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.debdebe.org/wp-content/oguz-han.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-881" title="oguz-han" src="http://www.debdebe.org/wp-content/oguz-han.jpg" alt="" width="247" height="247" /></a></p>
<p>Doğum tarihi tespit edilememiştir. İlk Büyük Hun İmparatorluğu hükümdarı Teoman’ın oğludur. Teoman’ın başka bir karısından ve Oğuz Han’dan yaşça küçük bir oğlunun annesi, kendi oğlunu tahta geçirmek için çareler aradı ve sonunda Teoman’ı kandırarak Oğuz Han’ı güney-batı komşuları olan Kuşanlara rehin yollattı. O dönemdeki hukuk anlayışına göre, rehin, barış teminatı demekti. Oğuz Han’ın üvey annesi, oğlunun tahta geçmesini garantilemek için, Teoman’ı bir kere daha kandırarak Kuşanlara savaş açtırdı. Anlaşma bozulduğundan, Oğuz Han’ın Kuşanlar tarafından öldürülmesi gerekiyordu. Fakat Oğuz Han, süratle ülkesine kaçtı. Babası buna sevindi ve ödül olarak ona 10 bin askerlik bir vilayet verdi. Oğuz Han, yakaladığı bu imkanı iyi kullandı. Kahramanlık ve teşkilatçılık gibi özelliklerini kullanarak, kin duyduğu babasına karşı askeri hazırlığa başladı. Elindeki orduyu bir savaş makinesi haline getiren Oğuz Han, alışılagelmiş bir silah olan oku da geliştirerek menzilini uzattı. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra, babasının üzerine yürüdü ve onu yenerek M.Ö. 209 yılında Hun tahtına çıktı. <span id="more-880"></span></p>
<p>Büyük Hun İmparatorluğu&#8217;nun başına geçen Oğuz Han’ın ilk işi, doğudaki Tunguzları ortadan kaldırarak, Hazar Denizi’ne kadar olan bölgedeki bütün Türk boylarını da hakimiyeti altında toplamak oldu. Türk boylarını birleştirerek ilk defa Türk birliğini kuran Oğuz Han’ın devletinde, boylar iç işlerinde serbestti. Bu gelenek Osmanlılara kadar geldi. Boylar, merkezî devlete sadece vergi ya da haraç vermek ve asker hazırlamakla yükümlüydü. Oğuz Han, M.Ö. 209-174 yılları arasında geçen otuz beş yıllık kağanlığı sırasında, devamlı savaş halinde oldu. Ülkesinin sınırları Hazar Denizi’nden Hint Okyanusu’na, Himalayalar&#8217;dan Sibirya’ya kadar genişledi. Hun saldırılarına karşı inşa edilen Çin Seddi bile Oğuz Han ordularını durdurmaya yetmedi. Nitekim Oğuz Han, bir seferde 320 bin kişilik bir orduyla Çin’in içlerine kadar girerek Çin Hükümdarı Kao-Ti’yi, ülkesinin kuzey bölgelerini Hunlara terk ederek, Hun devletine vergi ödemeye mecbur bıraktı. Çinliler, 58 yıl müddetle bu vergiyi ödedi. Oğuz Han M.Ö. 174 yılında ölmüştür.<br />
<!-- Start AdLogger Wrapping Code --></p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8635852331111528";
/* anasayfa metin, oluşturulma 20.05.2008 */
google_ad_slot = "1286631141";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><br />
<!-- End AdLogger Wrapping Code --><br />
Oğuz Han’ın Türkçe’deki başka bir adının Alp Er Tunga olduğu, aynı ismin Çin kaynaklarında Mete olarak geçtiği rivayet olunur. Oğuz Han, Oğuz Destanı’nda şöyle tasvir edilir: “Samur omuzlu, kurt belli bir yiğitti. Gözlerinin içi nur, avuçlarının içi kandı. Kırk gün anasının sütünü emdi, bir daha emmedi. İki üç yaşında iken ata binmeye başladı. Yetişip aklı erer yaşa gelince Oğuz’a haber verdiler ki yakın ormanda bir canavar türemiş, bir iki şehrin sürülerine ve insanlarına aman vermiyor. Ormana gitti, bir geyik buldu ve ortalıkta bir ağaca bağladı gitti. Ertesi gün gelince geyiği yenmiş buldu. Bu sefer bir ayı buldu, yine o ağaca bağladı ve gitti. Daha sonra geldiğinde onun da kemiklerine rastladı. Bu defa kendisi o ağaca dayanıp gecelemeye başladı. Hazır ava alışan canavar geldiğinde, başıyla Oğuz’un kalkanına dokundu, dövüştüler; o, canavarı yendi, başını getirdi; komşu şehirler halkı düğün bayram ettiler. Büyükler bir araya gelip kendilerini bayrağı altında birleştirecek olanın bu Oğuz olduğunu anladılar. Hepsi onun çevresine toplandılar.”</p>
<p>OĞUZ HAN&#8217;IN DUASI</p>
<p>Ulu Tanrı<br />
Güzel Tanrı<br />
Gök Tanrı</p>
<p>Sen Türk&#8217;ü, Türk Yurtlarını Koru!..</p>
<p>Düşman şerrinden sakla ! TÜRK&#8217;ü yiğitlikte daim et ! TÜRK&#8217;ü erlik davasıyla yaşat ! TÜRK&#8217;ü gerçekçi yap ! TÜRK&#8217;ün gönlüne her şeyden önce, hatta kursağına ekmek koymadan evvel TÜRK&#8217;lük sevgisini koy ! TÜRK&#8217;ü ideal ile yaşat ve ideali hakikat yapmaya çalışsınlar ! Törelerini canları gibi saklat ! TÜRK&#8217;e zevk ve rahat verme ! Bilakis zahmete alıştır ! Zahmetle yürekleri, bedenleri demir olsun ! Bu sayede onlara yüksek çalışma kudreti verirsin ! TÜRK&#8217;ü faal, cevval edersin. TÜRK&#8217;e değişmez bir seciye ver ! Zamanla seciyesi değişmesin, sade tekemmülle tadilat görsün !</p>
<p>Ulu Tanrı</p>
<p>Milli kuvvet, namus, ahlak, azim , sebat, ideal, TÜRKÇÜLÜK ruhu, yurtseverlik, ilim, sanat teşkilatı, intizam, beden kuvveti ve zenginlik ile hasıl olduğundan; TÜRK&#8217;e bunları ver ! TÜRK&#8217;ten hırsız, namuzsuz türerse hemen kahret ! TÜRK&#8217;e benlik, hem de yüksek bir benlik ver ! TÜRK nefsine itimat sahibi olsun ! TÜRK&#8217;ü muhakemeli, ciddi adam olarak yarat ! Hissiyatına kapılıp, öfke ile ayaklanmasın ! Birden barut gibi parlamasın ! Daima soğuk kanlı olsun ! TÜRK&#8217;ü her milletten cesur yarat ! Öç almayı TÜRK asla unutmasın !</p>
<p>Ulu Tanrı</p>
<p>Namussuz bir tek TÜRK yaratacağına, dünyayı yık daha iyi ! Ne kadar korkak TÜRK varsa hepsini helak et ! TÜRK herşeyi mukayese etsin ! Yalnız akıl ve mantık denen şeylere bırakma onu ! Sabırlı, derde dayanıklı olsun ! İradesi çelik gibi olsun ! Dönek TÜRK yaratma ! TÜRK&#8217;leri maymun iştahlı yapma ! TÜRK daima ihtiyatla adım atsın ! Kimsenin tatlı diline inanmasın ! Kimseye emniyet olmasın ! Çalışma zekâdan üstün bir kıymet olduğundan, TANRI, sen TÜRK&#8217;ü çalışkan et ! TÜRK&#8217;ün ömrü çalışma ile geçsin ! Ona daima çalışma aşkı ver ! Hele elbirliği ile çalışmayı adet etsin ! Tembel TÜRK&#8217;ü hemen öldür ! TÜRK&#8217;e her milletinkinden üstün zeka ver ! Zeka ve çalışma ; ikisi bir arada olunca TÜRK&#8217;ün önünde durulmaz ! Milli büyüklüğün tek şartı yüksek ideal, buna alışmak için de yüksek ahlak, fedakarlık ve sebat lazım olduğundan TÜRK&#8217;leri ahlaklı, sebatlı ve fedai kıl ! TANRI , TÜRK&#8217;leri sen kendi elinle birleştir ve her şeyden evvel ruhları birleşsin ! Onları tek bir kafa gibi birleştirici kültür sahibi et ! TÜRK&#8217;ü töresine sadık kıl, Tanrı !  TÜRK budunu : Biliniz ki atalar töresi asırların tecrübesi ile husule gelmiş büyük bir hikmettir. Tanrı beni töreye dokunmaktan ve dokundurmaktan sakladı ve saklasın !</p>
<p>Ulu Tanrı</p>
<p>Türk milletini lafçı değil, elinden iş gelir insanlar et ! Bir şey söylemek vazife yapmak değildir. Onu fiilen yapmak ve yaptırmanın vazife olduğunu beyinlere sok !</p>
<p>Güzel Tanrı</p>
<p>Sana hepsinden çok yalvardığım şudur : TÜRK&#8217;ü dalkavukluktan kurtar ! Dalkavukluk ve emsali vasıtalara zengin olmaktan koru ! TÜRK&#8217;e kötü para hırsı verme ! Dalkavukları yok et !</p>
<p>Aman Tanrı</p>
<p>TÜRK aile, töre ve disiplinini her şeyden evvel koru ! TÜRK toprağında hürler yaşasın. Adaletten başka bir şey hüküm sürmesin ! Sen TÜRK&#8217;e tabii şeylere tabiata karşı sevgi ver ! TÜRK yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki fakirlik suç sayılsın !</p>
<p>Acunu (Dünyayı) Yaratan Yüce Tanrı</p>
<p>TÜRK&#8217;e insaniyetten evvel TÜRK milletini düşündür. İnsanların insaniyet dedikleri şey, göz boyamak için icat edilmiş bir boyadır. İnsaniyet maskesi taşıyan öyle milletler vardır ki maskelerinin altında canavarlar yaşar. İnsaniyeti gören olmadı. TANRI , TÜRK&#8217;e sağlam, sürekli irade ver ! Güçlüklerde, sabrını, tahammülünü aynı zamanda gayretini arttır ! Ona esas seciye olarak vazife muhabbeti ve mesuliyet duygusu ver ! Mesuliyeti TÜRK yurdundan eksik etme ! En büyük kuvvetin TÜRKLÜK aşı olduğunu TÜRK&#8217;e öğret !</p>
<p>Tanrı</p>
<p>TÜRKÇE konuşulan, TÜRK&#8217;e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar TÜRK&#8217;ün hükmü altında bırak !</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  8 defa okundu..
Toplamda 136 defa okunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2008/11/oguz-han/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yusuf Akçura</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2008/11/yusuf-akcura/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2008/11/yusuf-akcura/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 13:10:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Tarihinde yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=877</guid>
		<description><![CDATA[
2 Aralık 1876&#8242;da doğdu. Harbiye Mektebi&#8217;nde okudu. 1897&#8242;de darbe girişimlerine katıldığı için tutuklandı. Taşkışla Divan-ı Harp kararı ile müebbet kalebentlik cezasına çarptırıldı. Karar sonrasında padişah fermanı ile Trablusgarp&#8217;a sürüldü. İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nin 1899&#8242;da yaptığı girişimler sonucu Trablusgarp kenti içi dahilinde serbest dolaşma izni aldı. Kısa bir süre sonra da Fransa&#8217;ya kaçarak, Paris&#8217;teki Jön Türklere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.debdebe.org/wp-content/yusuf-akcura.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-878" title="yusuf-akcura" src="http://www.debdebe.org/wp-content/yusuf-akcura.jpg" alt="" width="150" height="225" /></a></p>
<p>2 Aralık 1876&#8242;da doğdu. Harbiye Mektebi&#8217;nde okudu. 1897&#8242;de darbe girişimlerine katıldığı için tutuklandı. Taşkışla Divan-ı Harp kararı ile müebbet kalebentlik cezasına çarptırıldı. Karar sonrasında padişah fermanı ile Trablusgarp&#8217;a sürüldü. İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nin 1899&#8242;da yaptığı girişimler sonucu Trablusgarp kenti içi dahilinde serbest dolaşma izni aldı. Kısa bir süre sonra da Fransa&#8217;ya kaçarak, Paris&#8217;teki Jön Türklere katıldı. Paris’te Siyasal Bilgiler yüksek okuluna devam etti.</p>
<p>1903&#8242;te &#8220;Osmanlı Devleti Kurumlarının Tarihi Üstüne Bir Deneme&#8221; adlı teziyle okulu bitirerek Rusya&#8217;ya <span id="more-877"></span>döndü. Kazan&#8217;da öğretmenlik yaptı. Bu dönemde Mısır&#8217;da çıkan Şüra-yı Ümmet ve Türk gazetelerinde çok sayıda imzasız makalesi yayımlandı. Bunlar içinde, 1904&#8242;te Türk Gazetesinde çıkan Üç Tarz-ı Siyaset başlıklı dizi makale özel önem taşır. Bu makalede imparatorluğun önündeki seçeneklerin &#8220;Osmanlıcılık&#8221;, &#8220;Panislamizm&#8221; ve &#8220;Türk Milliyetçiliği&#8221; olduğu, bunlardan en uygununun da sonuncusu olduğunu belirtiliyordu.<br />
<!-- Start AdLogger Wrapping Code --></p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8635852331111528";
/* anasayfa metin, oluşturulma 20.05.2008 */
google_ad_slot = "1286631141";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><br />
<!-- End AdLogger Wrapping Code --><br />
Akçura, II. Meşrutiyet&#8217;ten sonra İstanbul&#8217;a geldi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Darülfünun&#8217;da ve Mülkiye Mektebinde siyasal tarih dersleri verdi. Türkçülük akımına daha çok düşünce düzeyinde katıldı. Türk Derneği ve Türk Ocağı&#8217;nın kurucuları arasında yer aldı. Türk Yurdu dergisinin başyazarı ve editörü oldu. İlk mecliste milletvekili, kurtuluştan sonra Türk Tarih Kurumu Azası oldu. Akçura, Osmanlı Türkleri ile Osmanlı İmparatorluğu dışındaki Türklerin yalnız dil ve tarih alanındaki ortak geçmişlerine dayanarak bir birlik yaratamayacaklarını savundu.<br />
Önemli yapıtları arasında; Üç Tarz-ı Siyaset, Şark Meselesine Dair tarih-i Siyasi Notları(1920), Muasır Avrupa&#8217;da Siyasi ve İçtimai Fikirler Cereyanlar(1923), Siyaset ve İktisat hakkında Birkaç Hitabe ve Makale(1924), Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Dağılma Devri sayılabilir. Ayrıca Türk Yılı(1928) adlı derlemesi Türkçülük hareketinin kaynaklarını ve gelişimini inceleyen kapsamlı bir çalışmadır. Mevkufiyet Hatıraları (1914) ise Rusya&#8217;daki etkinlikleri ve tutukluluğu üzerine bilgi verir. Hakkında en önemli yapıt, François Georgeon&#8217;un Aux Origines du Nationalisme Turc; Yusuf Akçura (1980) adlı kitabıdır. Yusuf Akçura, 12 Mart 1935&#8242;te Haydarpaşa Garı&#8217;nda çocuklarıyla yürürken kalp krizinden öldü.</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  9 defa okundu..
Toplamda 97 defa okunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2008/11/yusuf-akcura/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Osman Gazi&#8217;nin Mirası</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2008/11/osman-gazinin-mirasi/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2008/11/osman-gazinin-mirasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 13:04:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarihten Sayfalar]]></category>

		<category><![CDATA[İbretlik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=875</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun kurucusu Osman Bey vefat edip Bursa&#8217;da defnedildikten sonra devlet büyükleri, oğulları ve Edebali&#8216;nin oğlu da söylenen Ahi Hasan isimli mübarek zat toplanıp mirası hesapladılar.
Koca Osman Bey&#8216;den geriye birkaç at, bir kat elbise, bir çift çizme, eyer takımı, tuzluk, kaşıklık ve yüz kadar koyunla birkaç çift de öküz kalmıştı. Osman Bey&#8216;in hiç parası yoktu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun kurucusu <a href="http://www.debdebe.org/2008/01/17/osman-gazi-osman-i/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Osman Bey</strong></span></a> vefat edip Bursa&#8217;da defnedildikten sonra devlet büyükleri, oğulları ve <a href="http://www.debdebe.org/2008/09/12/seyh-edebali/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Edebali</strong></span></a>&#8216;nin oğlu da söylenen Ahi Hasan isimli mübarek zat toplanıp mirası hesapladılar.</p>
<p>Koca <a href="http://www.debdebe.org/2008/01/17/osman-gazi-osman-i/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Osman Bey</strong></span></a>&#8216;den geriye birkaç at, bir kat elbise, bir çift çizme, eyer takımı, tuzluk, kaşıklık ve yüz kadar koyunla birkaç çift de öküz kalmıştı. <a href="http://www.debdebe.org/2008/01/17/osman-gazi-osman-i/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Osman Bey</strong></span></a>&#8216;in hiç parası yoktu. <a href="http://www.debdebe.org/2008/01/30/orhan-bey-orhan-gazi/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Orhan Bey</strong></span></a>&#8216;in ağabeyi olan Alaaddin Paşa. &#8220;Atlar hükümdara kalır, koyunlar devlet malı olur; geride bir şey yok ki paylaşalım!&#8221; diyerek işi kolayca çözüme kavuşturuverdi.</p>
<p>Bu miras paylaşımını bir de ünlü Osmanlı Tarihçisi Âşık Paşa&#8217;dan dinleyelim: <span id="more-875"></span></p>
<p>&#8220;Babası ölünce <a href="http://www.debdebe.org/2008/01/30/orhan-bey-orhan-gazi/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Orhan Gazi</strong></span></a>, kardeşi Alaaddin&#8217;le bir araya geldi. İşin gereği ne ise gördüler. O zamanın mübarek zatlarından Ahi Hasan&#8217;ın Bursa hisarında bulunan ve saraya yakın olan tekkesinde zamanın büyükleriyle birlikte toplandılar. Osman&#8217;ın malı olup olmadığını sordular. Baktılar ki, yalnızca fethedilmiş ülkeler var, Akçe ve altın mevcut değil. <a href="http://www.debdebe.org/2008/01/17/osman-gazi-osman-i/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Osman Gazi</strong></span></a>&#8216;nin yenice bir elbisesi, atın yanına asılan bir torbası, tuzluğu, kaşıklığı, çizmesi, iyice birkaç at, birkaç sürü koyunu, birkaç çift de öküzü vardı. Başka bir şeyi yoktu.<br />
<!-- Start AdLogger Wrapping Code --></p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8635852331111528";
/* konu içi reklam */
google_ad_slot = "4056434263";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><br />
<!-- End AdLogger Wrapping Code --><br />
<a href="http://www.debdebe.org/2008/01/30/orhan-bey-orhan-gazi/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Orhan Gazi</strong></span></a> Ağabeyine sordu:</p>
<p>-Sen ne dersin?</p>
<p>- Kardaş! Padişaha iş görmek için at gerektir. Koyunlar da Padişah şöleninin gerektirdiği şeydir. Bölüşecek başka neyimiz var ki bölüşelim?</p>
<p>- Öyle ise gel, sen Padişah ol!</p>
<p>- Kardaş! Babamızın duası ve himmeti seninledür. Anın için ki, kendi zamanında askeri senin yanına vermişti. Şimdi Padişahlık dahi senin hakkındır!</p>
<p>Alaaddin Paşa yanındakilere bakmış idi ki, zamanın büyükleri de söyledikleri de söylediklerini uygun buldular. Alaaddin Paşa yalnızca küçük bir köy diledi, Orhan da istediği köyü verdi.&#8221;</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  1 defa okundu..
Toplamda 99 defa okunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2008/11/osman-gazinin-mirasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Nizamülmülk</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2008/11/nizamulmulk/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2008/11/nizamulmulk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 12:55:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Türkler Tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[İbû Ali Hasan]]></category>

		<category><![CDATA[Vezir-i âzam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=872</guid>
		<description><![CDATA[
Asıl adı, İbû Ali Hasan olan Nizamülmülk, Türk tarihinin yazdığı en büyük devlet adamlarından biridir. O, âdil bir “Vezir-i âzam” olmakla kalmamış, üniversiteler kurmak suretiyle bilimin yayılmasına çalışmıştır. Büyük sanatkâr ve bilginleri korumuş, değerli eserler yazmış ve hükümdarlara en doğru yolu göstermiştir. Bütün bu büyük özelliklerinden dolayı ona “Memleketin nizamlarının kurucusu” anlamına gelen Nizamülmülk adı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.debdebe.org/wp-content/nizamulmulk.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-873" title="nizamulmulk" src="http://www.debdebe.org/wp-content/nizamulmulk-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Asıl adı, İbû Ali Hasan olan Nizamülmülk, Türk tarihinin yazdığı en büyük devlet adamlarından biridir. O, âdil bir “Vezir-i âzam” olmakla kalmamış, üniversiteler kurmak suretiyle bilimin yayılmasına çalışmıştır. Büyük sanatkâr ve bilginleri korumuş, değerli eserler yazmış ve hükümdarlara en doğru yolu göstermiştir. Bütün bu büyük özelliklerinden dolayı ona “Memleketin nizamlarının kurucusu” anlamına gelen Nizamülmülk adı verildi.</p>
<p>Nizamülmülk 1017 tarihinde Horasan’ın Tus şehrinde doğdu ve zamanının ünlü hocalarından ders alarak yetişti. Aklı, bilgisi ve büyük insanlık meziyetleri ile önce Belh Hâkimi Ali Bin Şadan’ın emrine girdi. Daha sonra yeni kurulmakta olan Selçuklu Devleti’nin hizmetine girerek Davut Bin Mikâil’in, <a href="http://www.debdebe.org/2007/12/17/alp-arslan/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Alp Aslan</strong></span></a>’ın , <span id="more-872"></span><a href="http://www.debdebe.org/2008/10/31/meliksah/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Melikşah</strong></span></a>’ın baş vezirliğini ve danışmanlığını yaptı. Onun üstün yeteneklerinden dolayı her hükümdar kendisini daha sonraki hükümdara tavsiye ediyordu.<br />
<!-- Start AdLogger Wrapping Code --></p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8635852331111528";
/* konu içi reklam */
google_ad_slot = "4056434263";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><br />
<!-- End AdLogger Wrapping Code --><br />
Nizamülmülk’ün Selçuk Devleti’nin kuruluş ve gelişmesinde, sağlam bir devlet olarak organize edilişinde büyük rolü vardır. Ünlü Hasan Sabbah ile Ömer Hayyam’ı korudu. Bağdat ve İsfahan’da iki büyük ilim müessesesi kurdurdu. Adaleti gerçekleştirmeğe çalıştı ve şiirler yazdı. Nizamülmülk’ün yazdığı Siyasetname adlı değerli eser Batı dillerine de çevrildi. Bu eser memleketimizde de yayınlandı. Nizamülmülk bu eserinde, hükümdarlara ve devlet adamlarına birçok örnekler vererek yol göstermekte ve devlet yönetiminin çeşitli yönlerini incelemektedir.</p>
<p>Ona göre; “Hiçbir hükümdar veya ferman sahibi kimse bu eseri okumaktan kendisini uzak tutamaz”. “Bir hükümdarın halkına vereceği en büyük ihsan adalettir. Halk adaletle yönetimden memnun olursa, o memleket yaşar ve her gün kudret ve güç kazanır. Memleket zulüm ile yaşayamaz. Hükümdar, zulüm görmüş olanların şikâyetlerini bizzat dinlemeli, zâlimden hakkı alıp zulüm görene vermelidir.”</p>
<p>Nizamülmülk, 1096 yılında hançerlenerek öldürülmüştür.</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  7 defa okundu..
Toplamda 91 defa okunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2008/11/nizamulmulk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Melikşah</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2008/10/meliksah/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2008/10/meliksah/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 17:14:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Liderler Tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[Türkler Tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[Celali Takvimi]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=869</guid>
		<description><![CDATA[
Büyük Selçuklu İmparatorluğu hükümdârı. Babası Sultan Alparslan’dır. 1055’te doğdu. Büyük Selçuklu İmparatorluğu&#8217;nun topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, “Ebu’l-Feth” (fetihlerin babası veya pek çok fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bazı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim gösterilerek yetiştirildi. 1064-1065 Gürcistan Seferinde bulundu. Böylece küçük yaştan itibaren devlet idaresi ve orduyu sevk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.debdebe.org/wp-content/meliksah.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-870" title="meliksah" src="http://www.debdebe.org/wp-content/meliksah.jpg" alt="" width="150" height="179" /></a></p>
<p>Büyük Selçuklu İmparatorluğu hükümdârı. Babası Sultan <a href="http://www.debdebe.org/2007/12/17/alp-arslan/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Alparslan</strong></span></a>’dır. 1055’te doğdu. Büyük Selçuklu İmparatorluğu&#8217;nun topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, “Ebu’l-Feth” (fetihlerin babası veya pek çok fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bazı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim gösterilerek yetiştirildi. 1064-1065 Gürcistan Seferinde bulundu. Böylece küçük yaştan itibaren devlet idaresi ve orduyu sevk etme husûsunda tecrübe kazandı.</p>
<p>Kendisinden büyük erkek kardeşleri olmasına rağmen cesâreti, idârecilik vasfı gibi meziyetleri, Sultan <span style="color: #ff0000;"><strong><a href="http://www.debdebe.org/2007/12/17/alp-arslan/" target="_blank">Alparslan</a> </strong></span>tarafından veliaht seçilmesinde rol oynadı. Hânedânın kurucusu olan Selçuk Bey&#8217;in mezarını ziyâretten dönüşte, Horasan yakınındaki Radyan’da veliaht îlân edildi. Melikşah’ın veliahtlığı, Halife Kaim bi Emrillah’ın tasdikiyle tamâmen resmiyet kazandı. Veliahtlığı sırasında devletin çeşitli cephelerinde vazife yapan Melikşah, Mâverâünnehir Seferi&#8217;nde şehit olan Sultan <a href="http://www.debdebe.org/2007/12/17/alp-arslan/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Alparslan</strong></span></a>’ın yerine, Devletin ileri gelenleri tarafından on sekiz yaşında sultan îlân edildi. Melikşah, babasının veziri olan kıymetli devlet adamı <span id="more-869"></span><span style="color: #ff0000;"><strong>Nizamülmülk</strong></span>’ü vazifesinde bıraktı.  Saltanatının ilk yılları, iç karışıklıkları bastırmakla geçti. 1072’de Mâverâünnehir Seferi&#8217;nin intikamını almak isteyen Karahanlı Şemsülmülk Nâsır bin İbrahim, Tirmiz’i yağma etti ve Belh şehrinde kendi adına hutbe okuttu. Diğer taraftan Gazneliler de Çigilkend’de Selçuklu kumandanı Ayaz’ı esir aldılar.</p>
<p>Bu dış tehlikeler esnâsında, Melikşah’ın amcası olan Kirman Meliki Kavurd’un, Sultan <a href="http://www.debdebe.org/2007/12/17/alp-arslan/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Alparslan</strong></span></a> zamanında olduğu gibi saltanat iddiasında bulunarak isyan etmesi, bu meselenin tamamen halledilmesinin zamanının geldiğini iyice belli etti. İmparatorluğun parçalanmasına sebebiyet verecek bu hareketin bir an önce çözümlenmesi için harekete geçen Sultan Melikşah, Mayıs 1073’te Kerec’de yapılan meydan muharebesinde amcası Kavurd’u mağlup ve esir etti. Birkaç gün sonra Kavurd’un ölümüyle devlet içinde âsayiş yeniden temin edildi. Abbasî Halîfesi Kaim bin Kadir (1031-1075) tarafından hâkimiyet alâmetlerinin gönderilmesi ve devlet adamlarının bağlılıklarını arz etmeleriyle Melikşah, sultanlığını iyice kuvvetlendirdi. Halife tarafından Muizzeddin ve Celâlüddevle lakaplarının lâyık görülmesinin yanısıra, o zamana kadar hiç bir hükümdâra verilmeyen ve “hilâfet makam ve hâkimiyetinin ortağı” mânâsına gelen “Kâsım emirü’l-mü’minîn” lakabı da verildi.</p>
<p>İçişlerini halleden Sultan Melikşah, Tirmiz’i kurtarmak için harekete geçti. Sefere başladığı sırada Karahanlı Şemsülmülk Nâsır’ın mektubunu aldı ve elçisini kabul ettiyse de kararlı hareketinden vazgeçmedi. Tirmiz’i muhâsaraya başladı. Emir Savtegin’in ikmâl yollarını kesmesi, sultanın başarıya ulaşmasına ve şehrin düşmesine ve Şemsülmülk’ün sulhu kabul etmesine sebep oldu. Şemsülmülk özür dileyerek bir daha düşmanca harekete girişmeyeceğine dâir söz vermesiyle yerinde bırakıldı. Gaznelilere karşı, Emir Gümüştegin ve Anuştegin’i gönderdi. Ancak Gazneli hükümdârı İbrahim bin Mesud, Melikşah’ın başarılarının artması üzerine itâate mecbûr oldu. Gönderdiği elçilik heyeti ve hediyelerle iyi münasebetler tesis edildi. Sultanın kızı Gevher Hatun&#8217;un, Gazneli veliahdı Mesud bin İbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasında çıkması muhtemel anlaşmazlığı önlemiş oldu. Doğu sınırlarını böylelikle garanti altına alan Sultan Melikşah, kendi zamanında en geniş hâle getirdiği imparatorluğunun fetih hareketlerini yapan askerî teşkilatında yeni düzenlemeler yaptı.<br />
<!-- Start AdLogger Wrapping Code --></p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8635852331111528";
/* anasayfa metin, oluşturulma 20.05.2008 */
google_ad_slot = "1286631141";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><br />
<!-- End AdLogger Wrapping Code --><br />
Malazgirt Zaferi&#8217;nden sonra, batıya yönelen Selçuklular; buraların fethi için Kutalmışoğulları, Mansur, Süleyman Şah, Alpilig, Tutak gibi kıymetli komutanlar vazifelendirmişlerdi. Ayrıca Artuk Bey ve Tutak Bey gibi Türkmen reislerinin harekâtı da Melikşah tarafından desteklendi. Selçuklular Anadolu’ya doğru harekete geçtikleri sırada, tam bir keşmekeş içinde bulunan bu ülkenin vaziyeti, fetihleri kolaylaştırdı. Baskı altında bulunan Hıristiyan halk, merkezle irtibatını kesen Bizans derebeylerinin baskısıyla her yönden eziliyordu. Ayrıca paralı askerlerden meydana gelen Frank birliklerinin halka yapmadığı zulüm kalmamıştı. Bizans sarayında dönen entrikalar ve kendini kuvvetli hisseden her komutanın imparatorluğunu ilan etmeye kalkışması, Anadolu’yu dağınık bir hale getirmişti. Bu durum, Anadolu’nun fethine memur olan Selçuklu komutanlarının işine oldukça kolaylık sağladı.</p>
<p>Böylelikle Selçuklu akıncılarının Anadolu’yu fetih hareketi, Bizans başşehrinin karşısına, yâni Boğaziçi’ne kadar dayandı. Güneybatıda ise Milet’e kadar uzandı. Neticede Anadolu’da hareket hâlinde Bizans askerî gücü kalmadı. Hattâ general Botaniates’in Türkmen askerinin ve Selçukluların himâyesinde Bizans tahtına oturması da Anadolu’da Türk gücünün tamâmen yerleştiğini gösteriyordu. Anadolu’nun fethine memur Süleyman Şâh, İznik’i de ele geçirerek Boğaziçini kontrol altına aldı. Bu fetih, batıda büyük bir heyecan doğurdu. Hatta Avrupalılar Çin’e elçilik heyeti göndererek, Selçukluların doğudan tazyik edilmesini bile istediler. Ancak bu müracaatları neticesiz kaldı.</p>
<p>1084’te Selçuklu kuvvetleri Fahrüddevle Muhammed bin Cüheyr’in komutasında Diyarbekir bölgesinin fethi için harekete geçtiler. Fahrüddevle yanında Artuk Bey olduğu halde uzun bir muhasaradan sonra 4 Mayıs 1085’te şehre girdiler. Diyarbekir’in düşmesiyle Mervânîler Devleti ortadan kalktı. Ayrıca bölgede bulunan bozuk itikatlı Karmatilerin nüfuzuna son verildi. Musul’un fethine memur edilen Aksungur ve diğer büyük Türkmen emirleri şehre harpsiz girdiler. Fethi müteakip Musul’a gelen Melikşah, büyük bir merasimle karşılandı. Ancak Belh’te çıkan bir isyanı bastırmak üzere geriye döndü ve liyakatini ispat eden Şerefüddevle’ye Musul emirliğini verdi.</p>
<p>Sultan <span style="color: #ff0000;"><strong>Alparslan</strong></span> zamanından beri Suriye ve daha güneylere doğru seferlerine devâm eden meşhur Selçuklu kumandanlarından Atsız, Melikşah zamanında da seferlerine devam etti. Uzun süre muhâsara ettiği Dımaşk (Şam) şehrini Mart 1076’da Büyük Selçuklu İmparatorluğu&#8217;na kattı. Dımaşk’ın alınmasından sonra, câmilerde okunan Şiî-Fatimî ezânının okunmasını yasaklayarak Cumâ hutbesini Halife El-Muktedi (1075-1094) ve Sultan Melikşah adına okuttu. Daha sonra Büyük Selçuklu İmparatorluğu&#8217;nun temel politikası olan Şiî-Fâtımî Devleti&#8217;nin ortadan kaldırılmasına uygun olarak, Mısır’a doğru sefere devam etti. Fakat bu hareket Fâtimîlerin şiddetli mukâvemeti sonucu başarısız kaldı. Başarısızlık, Atsız’ın Suriye emirliğinden alınmasına sebep oldu. Emirliğe getirilen Melikşah’ın kardeşi Tâcüddevle Tutuş ile Antakya’ya gelen Süleyman Şah&#8217;ın arasının açılması, burada bir buhranın doğmasına yol açtı. Süleyman Şâh Halep’e doğru harekete geçmiş ve muhâsara neticesi dış kaleyi ele geçirmişti. Ancak Melikşah’ın yaklaştığı haberi muhasarayı kaldırmasına sebep oldu. Süleyman Şâh&#8217;ın ölmesiyle Tutuş, Halep’i muhâsara etti. Melikşah’ın meşhur Selçuklu kumandanları yanında olduğu halde Suriye’ye gelmesiyle çekildi. Melikşah, bölgede âsayişi yeniden tesis etti. Akdeniz kıyısına kadar gelen sultan Melikşah, dönüşte hilafet merkezi olan Bağdat’ı ziyâret etti. Halife El-Muktedi tarafından iki kılıç kuşatıldı. Suriye bölgesinde âsâyiş yeniden tesis edildi.</p>
<p>Sultan <a href="http://www.debdebe.org/2007/12/17/alp-arslan/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Alparslan</strong></span></a> zamanında hâkimiyet altına alınan Kafkasya, Melikşah’ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra karışıklıklara sahne oldu. 1078-79’da Kafkasya Seferine çıkan Sultan Melikşah, bölgeyi tamâmen hâkimiyeti altına aldı. Buradaki Hıristiyan halkın mükellefiyetlerini azaltarak, devlete bağlılıklarını arttırdı. Bölgenin idâresini de Kutbeddin İsmail’e verdi. Doğuya yaptığı seferlerle de Mâveraünnehir bölgesini Selçuklu topraklarına kattı. Semerkand Hanı Ahmed bin Hizr’in halka zulmetmesi ve devrin âlimlerinin bu durumu düzeltmesini istemeleri, üzerine çıktığı sefer neticesinde Buhara, Semerkand, Kaşgar gibi mühim şehirleri ele geçirdi. Anadolu’dan Asya içlerine kadar genişleyen Büyük Selçuklu İmparatorluğu&#8217;nun esas gâyelerinden birisi de Mekke ve Medine şehirlerini alıp burada hutbenin hilâfet makamı adına okunması ve bir Şiî devleti olan Fâtimîlerin yıkılmasıydı. Hicaz bölgesinin alınması ve hutbenin hâlife adına okunması, halledilmesi mühim meselelerden biriydi. Meselenin halli için, emirlerden Tutuş, Aksungur Bozan ve Gevherayin vazifelendirildi. Gevherayin’in kumandasında yola çıkan ve Törsek, Çubuk Yarınkuş gibi emirlerin de içinde bulunduğu muazzam kuvvetler, Hicaz’dan başka Yemen ve Aden’in de Büyük Selçuklu İmparatorluğu&#8217;na katılmasını tamamladılar.</p>
<p>Sultan Melikşah’ın üzerinde ciddiyetle durduğu meselelerden birisi de Hasan Sabbâh’ın Bâtınî faaliyetleriydi. Hasan Sabbâh, Sultan Alparslan’ın hâcibliğine kadar yükselmiş fakat onun ölümünden sonra Nizamülmülk’le arasının açılması üzerine Mısır’a kaçmıştı. Burada sapık İsmailiye fırkasının yolunu tuttu. Rey’e döndükten sonra kandırdığı câhilleri etrâfına toplayarak eşkıyalığa başladı. Sonradan Doğu İsmailiye Devleti olarak anılacak devletin temellerini attı. İlk olarak Taberistan’da sapık propagandasına başladı. Sünnîlik aleyhindeki çalışmaları, bilhassa Nizâmülmülk tarafından dikkatle tâkip ediliyordu. Taraftarlarıyla, Alamut Kalesini ele geçirmesi ciddî tedbirler alınmasına yol açtı. Üzerine Emir Yoruntaş gönderildi ve yola getirilmesi istendi. Ancak, Yoruntaş’ın âni olarak vefâtı Bâtınî propagandasının artmasına yol açtı. İkinci bir harekâtın başladığı sırada Sultan Melikşah’ın vefâtı (1092), seferi yarıda bıraktı.</p>
<p>Melikşah, bir insanın en verimli olabileceği bir yaşta, otuz sekiz yaşında vefât etti. Yirmi senelik saltanatı esnasında devleti Kaşgar’dan Batı Anadolu’ya, Kafkasya’dan Yemen’e kadar genişletti. Bağdat’ta vefât eden Sultan’ın nâşı İsfahan’a nakledilerek kendisi için yaptırdığı medresedeki türbesine defnedildi. Orta boylu, geniş omuzlu ve güzel yüzlüydü. Büyük bir devletin hükümdarı olmasına rağmen yumuşak tabiatlı bir zât idi. Sarayında dâimâ devrin âlimleriyle sohbet ederek onların kıymetli fikirlerini alırdı. Her cins silahı mükemmel kullanır ve iyi ata binerdi. Sultan Melikşâh’ın sâhip olduğu unvanlara, kendisinden önce hiçbir sultan kavuşamamıştı. Yaptığı fetihlerde hiç mağlup olmadığı için “Ebü’l-feth”; sâhip olduğu ülkelerin genişliğini belirtmek için “Es-Sultânü’l-âzam, Sultânü’l- âlem, Şehinşâh-i âzam”; emrindekilere ve halkına âdil davranışından dolayı “Es-Sultânü’l-âdil” gibi lakapları dâimâ ismiyle beraber söylenmiştir. <span style="color: #ff0000;"><strong>Nizâmülmülk</strong></span>, onun hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyordu:</p>
<p>“Melikşah, <a href="http://www.debdebe.org/2008/01/03/alp-er-tunga/" target="_blank"><span style="color: #ff0000;"><strong>Alp Er Tunga</strong></span></a> neslinden olup dindâr, âlimlere hürmet, zâhidlere iyilik, fakirlere şefkat ve halka adâlet gibi dünyada kimsenin hâiz olmadığı yüksek vasıflara sâhip bir cihân hâkimidir.”</p>
<p>Devrinde bütün Selçuklu ülkelerini îmar ettirmiş, halkı refaha kavuşturmuştur. Bağdat’ta bir rasathane kurmuş ve 1086 yılında başlayan ve dünyanın güneş etrafında dönmesi esasına dayanan bir takvim inkılabı yapmıştı ki buna “Celali Takvimi” adı verilir. Melikşah, yarım milyondan fazla askeri olan bir orduya, mükemmel idâre edebilecek askerî bir dehâya da sâhipti. Sarayında Türkçe konuşulmakla birlikte edebî dil Farsça idi. Kendisinin pek güzel rubaileri vardır. Celaleddin Melikşah’ın Berkyaruk, Sencer, Mehmet adlı üç oğlu vardı ki üçü de hükümdarlık yapmışlardır.</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  7 defa okundu..
Toplamda 112 defa okunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2008/10/meliksah/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Karca Bey Destanı</title>
		<link>http://www.debdebe.org/2008/10/karca-bey-destani/</link>
		<comments>http://www.debdebe.org/2008/10/karca-bey-destani/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 16:30:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Türkler Tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[destanlar tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.debdebe.org/?p=867</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..
Eskilerde, yüzyıllar ötesinde  denilen büyük hanlıkların kurulduğu yurt olan Kafkaslarda  yaşayan bir kavim, beyleri başlarında,birlik beraberlik içinde yaşarlardı. Koyunları ağıllara sığmaz . Her yılda birlikte yaptıkları toyları.
Kar, tipi ve boran dolu bir gece, Bey`in bir oğlu oldu, toy eterce. Karda doğan o çocuğa. Karça oğlan adı koydular. Bu isim, &#8220;kar gibi&#8221; anlamına geliyordu. Karca Bey, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Eskilerde, yüzyıllar ötesinde  denilen büyük hanlıkların kurulduğu yurt olan Kafkaslarda  yaşayan bir kavim, beyleri başlarında,birlik beraberlik içinde yaşarlardı. Koyunları ağıllara sığmaz . Her yılda birlikte yaptıkları toyları.<br />
Kar, tipi ve boran dolu bir gece, Bey`in bir oğlu oldu, toy eterce. Karda doğan o çocuğa. Karça oğlan adı koydular. Bu isim, &#8220;kar gibi&#8221; anlamına geliyordu. Karca Bey, babasının kontrolünde, topluma örnek olacak bir kişi, bir lider olarak yetişmekteydi. Ama, ne yazık ki acı günler gelip çatmış, Moğol sürüleri bütün Kafkasya&#8217;yı talan etmeye başlamıştı.<br />
Ovalara sığmayan Kara Moğol orduları geliyor. Koşuyorlar,sağa sola saldırıyorlar .Moğol sürüleri doğudan esen bir uğursuzluk fırtınası gibidir . Halk, bu fırtına önünden kaçmaktadır . Karca Oğlan’ın bey babası güneşin doğduğu yöne dikmiş gözlerini. Halkına buyruk verir: &#8220;Haydi göçelim bu diyardan.&#8221; Tan yeri ağarmadan kalktılar yataklarından gözlerinde yas. Terk ettiler yurtlarını yürekleri sızlayarak. Önlerinde koyun sürüleri, yılkıları. Yol yürümekten takatsiz düştü kadınları, çocukları. Ne zorluklar, ne sıkıntılar çektiler o bitmez tükenmez yolculukta. Çok zayiat vermişlerdi, bitmiş tükenmişlerdi. Gün gelip de Kırım eline vardıklarında Bey dedi ki: &#8220;Artık burada durak verelim.&#8221;<br />
<span id="more-867"></span></p>
<ul>
<li><strong>Bitmeyen Göç Silsilesi</strong></li>
</ul>
<p>Haftalarca, belki aylarca süren çileli yolculuk noktalanmış, Moğolların zulmünden kaçan Karaçaylılar, Kırım`da yerleşmeye, yaşamaya karar vermişlerdi. Kendilerine evler, ağıllar yaptılar. Ne var ki, burada da aradıkları huzuru bulamadılar. Onlar dağlardan gelmişti, yine yüksek dağların karlı tepelerine yollanmalıydılar:<br />
Derken, bir gün bilge kişiler toplandı. Karar verdiler: “Yine yol göründü bize.&#8221;<br />
O güzelim evler, büyük ağıllar geride bırakıldı. Beyleri başlarında, dağların göründüğü yerlere doğru göçe başladılar. Ne kadar sürdü bu yolculuk, kimse bilmez. Sonunda ulaştılar hayallerini süsleyen Kafkas Dağları’na. Karca Oğlan büyümüş, Karca Bey olmuştu. Onunla birlikte Tram, Navruz ve Adurhay adlı üç yiğit de Karaçayın beyleri idi. “Burada ömür boyu rahat yaşarız” diyorlardı. Ama, ovalardan gelen Kabartaylar, rahat bırakmadı onları. Sayıları azdı, güçleri yetmezdi Kabartaylara karşı koymaya. Köle gibi yaşamak da yakışmazdı onlara.<br />
<!-- Start AdLogger Wrapping Code --></p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8635852331111528";
/* anasayfa metin, oluşturulma 20.05.2008 */
google_ad_slot = "1286631141";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><br />
<!-- End AdLogger Wrapping Code --><br />
Karar verdiler: “Yine göç kalkacak. Karaçay halkı için daha emin bir yer bulunacak.”</p>
<p>Çaresiz, halk yine düştü yollara. Ulaştı yolları Kafkaslar`da Arhız denilen bir ovaya. &#8220;İşte şimdi bulduk! Burada gelişir, büyük millet oluruz&#8221; dediler. Hemen yeniden evler yapmaya, ağıllar kurmaya başladılar. Lakin, yine geldi Kabartay beylerinden dört elçi. Dediler: &#8220;Beylerimizin emridir, vereceksiniz bütün mallarınızı. Esir olarak götüreceğiz çocuklarınızı.&#8221;</p>
<p>Karca Bey öfkeli. Beylerini topladı, danıştı. Sonra, &#8220;Çare yok, gideceğiz&#8221; dedi. &#8220;Ama bir gün güçlenecek ve bize bu sıkıntıları verenlerden hesap soracağız&#8221;<br />
Ve bir gün yine göç kalkar Karaçay obasından. Lakin öyle bir yere konarlar ki, veba hastalığı kol gezmekte. Nice binler bu hastalıktan öldü. Kalanlar, kendilerine emin bir yer bulmak için yollara düştü.</p>
<ul>
<li><strong>Mingi Tav Vatanımız</strong></li>
</ul>
<p>Derken, uzaktan Elbruz Dağları gözükür. Karaçaylıları büyüler &#8220;Mingi Tav&#8221; adını verdikleri Elbruz Dağları. Yalçın kayalıklar, karlı zirveler, geyikler ve binbir çesit hayvanı ile dağların eteklerinde halı gibi serilen zümrüt ovalar.<br />
Karca Bey, beylerle toplantı yapar. Halk bıkmış, usanmıştır göç kaldırmaktan. Karar çıkar oybirliği ile: “Karaçay halkı, artık hiçbir yere göç etmeyecek. Mingi Tav etrafında yerleşecek.&#8221; Yerleştiler. Herkes istediği yere evlerini yaptı, yurt tuttular. Bir zaman mutlu yaşadılar. Tasa yok, düşman korkusu yok, hastalık yok buralarda. Derken, Kabartay beylerinden Kazıkbey çıktı geldi ordusuyla. Talan etti ortalığı, yaktı yıktı Karaçay`ı. Gençleri esir aldı. Mallarının hepsini önüne katıp götürdü.</p>
<p>Karca Bey`de artık sabır kalmamıştı. Dağları aşarak ulaştı Gürcü beylerine. Anlattı başlarından geçeni. Asker ve silah istedi. Dedi ki: &#8220;Gün bugün&#8230; Yardım edin bize&#8230;&#8221; Gürcü beyleri yardım etmeye karar verdi Karca Bey`e. Bir zaman sonra Karca Bey, güçlenen ordusuyla Kabartay`a girerek Kazıybek`in ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattı. Karaçay`dan aldıkları bütün malları ve esirleri geri aldı. Sonra Kazıybek ile bir daha birbirleriyle savaşmamak, ömür boyu dost geçinmek için bir anlaşma yaptı.</p>

<p class="sayac_bilgi">Bu yazı bugün  0 defa okundu..
Toplamda 92 defa okunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.debdebe.org/2008/10/karca-bey-destani/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
