Kas 02

Doğum tarihi tespit edilememiştir. İlk Büyük Hun İmparatorluğu hükümdarı Teoman’ın oğludur. Teoman’ın başka bir karısından ve Oğuz Han’dan yaşça küçük bir oğlunun annesi, kendi oğlunu tahta geçirmek için çareler aradı ve sonunda Teoman’ı kandırarak Oğuz Han’ı güney-batı komşuları olan Kuşanlara rehin yollattı. O dönemdeki hukuk anlayışına göre, rehin, barış teminatı demekti. Oğuz Han’ın üvey annesi, oğlunun tahta geçmesini garantilemek için, Teoman’ı bir kere daha kandırarak Kuşanlara savaş açtırdı. Anlaşma bozulduğundan, Oğuz Han’ın Kuşanlar tarafından öldürülmesi gerekiyordu. Fakat Oğuz Han, süratle ülkesine kaçtı. Babası buna sevindi ve ödül olarak ona 10 bin askerlik bir vilayet verdi. Oğuz Han, yakaladığı bu imkanı iyi kullandı. Kahramanlık ve teşkilatçılık gibi özelliklerini kullanarak, kin duyduğu babasına karşı askeri hazırlığa başladı. Elindeki orduyu bir savaş makinesi haline getiren Oğuz Han, alışılagelmiş bir silah olan oku da geliştirerek menzilini uzattı. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra, babasının üzerine yürüdü ve onu yenerek M.Ö. 209 yılında Hun tahtına çıktı. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 8 defa okundu..
Toplamda 136 defa okunmuştur.
Kas 02

Asıl adı, İbû Ali Hasan olan Nizamülmülk, Türk tarihinin yazdığı en büyük devlet adamlarından biridir. O, âdil bir “Vezir-i âzam” olmakla kalmamış, üniversiteler kurmak suretiyle bilimin yayılmasına çalışmıştır. Büyük sanatkâr ve bilginleri korumuş, değerli eserler yazmış ve hükümdarlara en doğru yolu göstermiştir. Bütün bu büyük özelliklerinden dolayı ona “Memleketin nizamlarının kurucusu” anlamına gelen Nizamülmülk adı verildi.
Nizamülmülk 1017 tarihinde Horasan’ın Tus şehrinde doğdu ve zamanının ünlü hocalarından ders alarak yetişti. Aklı, bilgisi ve büyük insanlık meziyetleri ile önce Belh Hâkimi Ali Bin Şadan’ın emrine girdi. Daha sonra yeni kurulmakta olan Selçuklu Devleti’nin hizmetine girerek Davut Bin Mikâil’in, Alp Aslan’ın , Tamamını oku »
Bu yazı bugün 7 defa okundu..
Toplamda 91 defa okunmuştur.
Eki 31

Büyük Selçuklu İmparatorluğu hükümdârı. Babası Sultan Alparslan’dır. 1055’te doğdu. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, “Ebu’l-Feth” (fetihlerin babası veya pek çok fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bazı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim gösterilerek yetiştirildi. 1064-1065 Gürcistan Seferinde bulundu. Böylece küçük yaştan itibaren devlet idaresi ve orduyu sevk etme husûsunda tecrübe kazandı.
Kendisinden büyük erkek kardeşleri olmasına rağmen cesâreti, idârecilik vasfı gibi meziyetleri, Sultan Alparslan tarafından veliaht seçilmesinde rol oynadı. Hânedânın kurucusu olan Selçuk Bey’in mezarını ziyâretten dönüşte, Horasan yakınındaki Radyan’da veliaht îlân edildi. Melikşah’ın veliahtlığı, Halife Kaim bi Emrillah’ın tasdikiyle tamâmen resmiyet kazandı. Veliahtlığı sırasında devletin çeşitli cephelerinde vazife yapan Melikşah, Mâverâünnehir Seferi’nde şehit olan Sultan Alparslan’ın yerine, Devletin ileri gelenleri tarafından on sekiz yaşında sultan îlân edildi. Melikşah, babasının veziri olan kıymetli devlet adamı Tamamını oku »
Bu yazı bugün 7 defa okundu..
Toplamda 112 defa okunmuştur.
Eki 31
……………………………………………………..
Eskilerde, yüzyıllar ötesinde denilen büyük hanlıkların kurulduğu yurt olan Kafkaslarda yaşayan bir kavim, beyleri başlarında,birlik beraberlik içinde yaşarlardı. Koyunları ağıllara sığmaz . Her yılda birlikte yaptıkları toyları.
Kar, tipi ve boran dolu bir gece, Bey`in bir oğlu oldu, toy eterce. Karda doğan o çocuğa. Karça oğlan adı koydular. Bu isim, “kar gibi” anlamına geliyordu. Karca Bey, babasının kontrolünde, topluma örnek olacak bir kişi, bir lider olarak yetişmekteydi. Ama, ne yazık ki acı günler gelip çatmış, Moğol sürüleri bütün Kafkasya’yı talan etmeye başlamıştı.
Ovalara sığmayan Kara Moğol orduları geliyor. Koşuyorlar,sağa sola saldırıyorlar .Moğol sürüleri doğudan esen bir uğursuzluk fırtınası gibidir . Halk, bu fırtına önünden kaçmaktadır . Karca Oğlan’ın bey babası güneşin doğduğu yöne dikmiş gözlerini. Halkına buyruk verir: “Haydi göçelim bu diyardan.” Tan yeri ağarmadan kalktılar yataklarından gözlerinde yas. Terk ettiler yurtlarını yürekleri sızlayarak. Önlerinde koyun sürüleri, yılkıları. Yol yürümekten takatsiz düştü kadınları, çocukları. Ne zorluklar, ne sıkıntılar çektiler o bitmez tükenmez yolculukta. Çok zayiat vermişlerdi, bitmiş tükenmişlerdi. Gün gelip de Kırım eline vardıklarında Bey dedi ki: “Artık burada durak verelim.”
Tamamını oku »
Bu yazı bugün 5 defa okundu..
Toplamda 91 defa okunmuştur.
Eyl 24

1350′de Maveraünnehir’de doğmuştur. Doğduğu yıllar, Maveraünnehir ve çevresinin büyük kargaşalıklar içinde çalkalandığı yıllardır. Oradan kaç yaşında ve ne suretle Anadolu’ya geldiği bilinmemektedir. İlk öğrenim yıllarında, ilk öğrenimini ve gerekli bilgileri, Horasan, Taşkent çevrelerindeki yetkili hocalardan aldığı ve göç dalgaları ile Anadolu’ya geldiği sanılmaktadır. Osmanlı kuruluşunun ilk günlerinde Bursa çevresinde görülmüş, derin bilgisi, anlayışı ile hemen dikkati çekerek etrafında insanların kümelendiği bir bilgin olmuştur. Kurduğu fikrî otorite, Osmanlı beylerini de etkilemiştir. O kadar ki, Yıldırım Beyazıt, Niğbolu zaferinden sonra içkiye alışması ve sarayında içki âlemleri tertiplediğinin duyulması üzerine, Şemseddin Fenarî’nin cephe alması, padişahı frenlemiş ve daha dikkatli davranmasına sebep olmuştur. Zamanın ünlü kişilerinden ders alarak kültürünü zenginleştirdiği biliniyor. Bu arada, Cemalettin Aksarayi ve Mısır’da Şeyh Kemaleddin gibi büyük üstadlardan dersler görmüş, din bilgisinin yanında matematik ve astronomi öğrenmiştir. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 77 defa okunmuştur.
Eyl 12

Türklerde denizcilik Selçuklular devrinde başlamıştır. İstanbul’u ve Marmara adalarını kuşatmak için o zamanlar güçlü donanmalar kurmak ihtiyacı duyuldu. Gemlik’i fetheden Selçuklular buralarda tersâneler yapmaya başlayınca, Bizanslılar bu durumu kendileri için tehlike kabul ederek, denizden saldırıya girişerek kızakları yakıp yok ettiler. Marmara’da üstünlük sağlayamayan Selçuklular, İzmir’i fethederek güçlü deniz donanmaları kurdular. Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubad, Antalya ve civârını fethederek, Alâiye (Alanya)da tersaneler kurdu. Çaka Bey’in idâresindeki Türk donanması Midilli ve Sakız adalarını fethetti.
Selçuklulardan sonra Türklerin denize çıkışı Aydınoğullarından Umur Bey zamânında gerçekleşmiştir. Denizcilik alanında en büyük ilerleme Osmanlılar zamânında olmuştur. On altıncı yüzyılda dünyânın en güçlü denizci ülkesi Osmanlılardı. Hattâ Avrupa’nın birleşik donanmasını tekbaşına yok edebilecek üstün bir güçteydi. Yıldırım Bâyezîd zamânında denizcilik alanında büyük gelişmeler sağlanarak Ege kıyılarına hâkim olundu. Antalya’yı da ele geçiren Osmanlılar, Akdeniz’e açılma imkânı buldular. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 1 defa okundu..
Toplamda 73 defa okunmuştur.
Eyl 12

1206 yılında Horasan’ın Merv şehrinde doğmuştur. Gençliğinde Anadolu’ya göç ederek önce Karaman ve daha sonra da Eskişehir’e yerleşmiştir. Karaman ve Şam’da öğrenim görmüştür. İslâmî ilimlerde geniş bir ünü vardır. Osman Gazi ,Şeyh Edebali dergahında kaldığı bir gece rüyasında şeyhin koynundan çıkan bir ayın kendi koynuna girdiğini ve göbeğinden çıkan ulu bir ağacın bütün cihanı sardığını görür. Şeyh Edebali bu rüyayı, Osman Gazi’nin büyük bir devletin kurucusu olacağı şeklinde yorumlar. Bu yorumdan sonra kızı Bala Hatun’u Osman Gazi’ye verdiği söylenir.
Şeyh Edebali, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi, idari ve hukuki düzeninin temellerini atmıştı. Ahiliğin temel kurallarını uygulamış ve Kayı Aşireti’nin yerleşik düzene geçmesinde büyük rol oynamıştı. Bu bakımdan Osmanlı İmparatorluğu’nun manevi kurucusu sayılır. 1326 yılında ve 120 yaşında vefat eden Şeyh Edebali’nın türbesi Orhan Gazi tarafından yaptırılmıştır. Damadı Osman Gazi’nin Bey olması üzerine verdiği nasihati çok ünlüdür. Sözlerinden bugün bile derin anlamlar çıkarmak Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 98 defa okunmuştur.
Tem 06

Türk matbaacısı olan İbrahim Müteferrika, 1674 yılında Macaristan’ın Kolojvar kentinde doğdu. Protestan bir Macar ailesinin oğlu olan İbrahim Müteferrika İlahiyat öğrenimi gördüğü sırada Türklere esir düştü. İstanbul’a getirildi ve Müslüman oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nda (vezirlerin emirlerini ilgililere duyurma görevi) müteferrikalık yaptı. Dil bilmesinden dolayı başka devletlerle olan müzakere heyetlerinde bulundu. Bir süre, Türkiye’ye davet edilmiş bulunan Macar beyi F.Rakoezi’nin hizmetine verildi.
Macaristan’daki öğrenimi sırasında basım ve hak işlerini de öğrenmiş bulunduğundan bir matbaa kurmayı amaç edindi. 1719-1720 yılları arasında matbaayı kurdu. İbrahim Müteferrika’nın bu teşebbüsüne karşı çıkan din taassubunun yenilmesinde, Damad İbrahim Paşa’nın büyük yardımı oldu. Bununla birlikte, matbaanın açılmasına ancak dini olmayan eserler basmak şartıyla fetva verildi. Bu matbaada basılan ilk önemli eser Vankulu Lugatı‘dır. Bundan başka 16 önemli eser ve bazı haritalar da Tamamını oku »
Bu yazı bugün 0 defa okundu..
Toplamda 98 defa okunmuştur.
Haz 07

Osmanlı Devleti’nin askeri mızıkasıdır.
Kısaca mehter denen mehterhane veya mehter takımı Osmanlı Devleti’nin askerî mızıka kuruluşudur. Padişaha özgü olanına “Mehterhanei Hümayun” veya “Mehterhanei Hakanî” denirdi.
Ortaçağ’da, İslâm devletlerinde bağımsızlığın üç maddî simgesinden biri de askerî mızıka takımı idi. Bunların üçüne birden “sikke vü tabl-u alem” denirdi. Sikke, madenî para, tabi, davul, alem de sancak veya bayrak anlamına gelir, İslâm devletlerinin hepsinde sultanların, hattâ bir ilde valilik yapan şehzade ve emirlerin mehter takımları vardı.
Kuruluş olarak Mehter Osmanlılara Selçuklulardan geçmiştir. Hattâ Selçuklu sultanı Alâeddin Keykubat III’ün uçbeyi Osman Gazi‘ye saltanat ve bağımsızlık simgesi olarak “tabl-u alem” (davul ve sancak) gönderdiği söylenir. Tamamını oku »
Bu yazı bugün 2 defa okundu..
Toplamda 1753 defa okunmuştur.
May 30
“Oğul! Din işlerini her şeyden evvel ele alıp; yürütmek gayret ve esasını daima göz önünde bulundur ve bu esası sakın gevşekliğe uğratma. Çünkü bir farzın yerine getirilmesini sağlamak, din ve devletin kuvvetlenmesine sebep olur. Din gayretine sahip olmayan, sefâhate düşkün olan ve denenmemiş kimselere devlet işlerini verme! Zira Yaradan’ından korkmayan kimse, O’nun yarattıklarından da çekinmez.
Allah’ın rızası için devlet hizmetinde gayret gösterenleri daima gözet. Böyle kıymetli kimselerin vefatından sonra aile fertlerini koru, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşıla. Tebaandan hiç kimsenin malına - mülküne dokunma. Hak sahiplerine haklarını ver, layık olanlara ihsan ve ikramlarda bulun, onların ailelerini de gözet.
Alimleri, fazilet sahiplerini, edipleri, yazarları ve sanat erbabını gözetip koru. Onlara hürmet, ikram ve ihsanda bulun. Başka bir memlekette olgun bir alimin, bir arifin, bir velinin bulunduğunu duyarsan; onlara layık bir usul ve ifade ile memlekete getirt. Onlara her türlü imkanı tanıyarak ülkene yerleştir ki Tamamını oku »
Bu yazı bugün 1 defa okundu..
Toplamda 131 defa okunmuştur.