'Bilim Tarihi' kategorisi için arşiv

Oftalmoloji

Bilim Tarihi 2 Yorum »

Gözün yapısı, çalışması ve hastalıklarını konu edinen tıp dalıdır.

  • ÇEŞİTLİ ALANLAR

Oftalmoloji,bir başka deyişle göz hastalıkları bilimi, çok çeşitli alanları kapsayan bir tıp uzmanlık alanıdır. Gerçekten de oftalmolojinin, görme kusurlarının uygun mercekler salık verilerek düzeltilmesi ve özellikle gözle ilgili hastalıkların tedavisi dışında, nöroloji ve genel hastalıklarla da birçok bağlantısı vardır, bu da göz ve işlevleri üstünde etkisi olan hastalıkların çokluğundan kaynaklanır. İncelemelerini özen ve titizlikle yapan göz hastalıkları uzmanı, öncelikle görme işlevi ve kusurlarını nesnel olarak değerlendirir ve düzeltici Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 114 defa okunmuştur.

Nükleer fizik

Bilim Tarihi Yorum yok »

Atom çekirdeğini ve temel tanecikleri, aralarındaki etkileşimler açısından, düşük enerjiler alanında inceleyen fizik dalıdır (çekirdek fiziği de denir). Nükleer fizik, İkinci Dünya savaşının sonundan beri çok büyük bir gelişme gösterdi. Biz burada söz konusu dalın sınırlarını belirleyerek, düşük enerjili nükleer fizik olarak adlandırılan bölümünü, bir başka deyişle enerjileri onda birkaç megaelektronvolttan (MeV) birkaç on megaelektronvolta kadar olan tanecikleri ele alacağız. Nükleer fizik, doğal bir radyoaktif kaynaktan çıkan a tanecikleriyle (helyum çekirdekleri) azot çekirdeklerinin bombardıman edilerek yapay dönüşümün (transmütasyon) gerçekleştirilmesinden sonra XX. yy’ın başlarında doğdu. Ama doğal kaynaklardan yayınlanan taneciklerin enerjisinin yetersiz kaldığı çok çabuk ortaya kondu ve fizikçiler, 1930′dan başlayarak bu tanecikleri doğrudan doğruya oluşturmaya ve hızlandırmaya yöneldiler. İlk doğrusal Tamamını oku »

Bu yazı bugün 2 defa okundu.. Toplamda 242 defa okunmuştur.

Nötron nedir?

Bilim Tarihi Yorum yok »

Atom çekirdeğinin temel taneciği, bileşenidir.
Kimyasal tepkimelerde şu simgelerden biriyle betimlenir: n, n°

  • TARİHÇE

1930′da bir berilyum hedefini a ışınlarıyla (helyonlar) bombardıman eden Bothe ve Becker, bir elektrik alanı ve bir magnetik alan tarafından saptırılmayan çok girgin bir ışınım yayınımı gözlemlediler ve bunu, ışık ile X ışınlarına (elektromagnetik ışınım] benzeyen bir ışınım olarak değerlendirdiler. Aynı dönemde, Frederic joliot, parafin molekülündeki hidrojen çekirdeklerinin bu ışınım üstündeki etkisini inceledi. 1932′de, Ghadwick, bu ışınımın elektromagnetik yapısıyla ilgili varsayımdan vazgeçerek bunun elektriksel yükü olmayan taneciklerden oluştuğu görüşünü benimsedi. Bu tanecikler nötronlardı.Bir yandan,elektrik ve Tamamını oku »

Bu yazı bugün 3 defa okundu.. Toplamda 224 defa okunmuştur.

Nöron nedir?

Bilim Tarihi 2 Yorum »

Çekirdekli bir gövde bölümüyle protoplazma uzantıları ve silindireksenden oluşan sinir hücresidir. Sinir sisteminin temel birimi olan nöronun başlıca özelliği sinirsel uyarıyı aktarmaktır.
Öz yapıları bakımından aynı oldukları öbür hayvansal hücrelerin tersine nöronların iki uzantısı vardır . Bunlardan biri, uzunluğu 1 m’yi bulan ya da aşan ve dallanmalarla son bulan uzun bir lif, yani silindireksendir (akson), bunun bazen yan kolları da bulunur. Öbürü, yani protoplazma uzantıları (dendritler) kısa ve çalımsı dallanmalardan oluşur. Silindireksen ya da asıl sinir lifi uzantısı çoğunlukla yağ yapılı kesintili bir kılıfla (miyelin) kaplıdır; miyelin kılıfı koruyucu ve yalıtkan bir gömlek görünümündedir, yalnızca hücrelerarası birleşme noktalarında (yani Ranvier düğümleri) kesintiye uğrar.

  • SİNİR HÜCRELERİNİN ÇEŞİTLİ TİPLERİ

Sinir hücreleri genel olarak yapısal özelliklerine göre ayrılır: Buna göre nöron tipleri şöyle sıralanabilir: ÇOKKUTUPLU NÖRONLAR. Beden uzunluğuna erişebilen bir silindireksenleri ve birçok protoplazma Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 174 defa okunmuştur.

Niyobyum ve Tantal

Bilim Tarihi Yorum yok »

Vanadyumla birlikte elementleri sınıflandırma çizelgesinin VA sütununda yer alan metal nitelikli elementler. İncelenmeleriyle birçok benzerlik taşıdıkları ortaya çıkarılan bu iki elementten niyobyum, 180 2′ de, kolumbiyum adıyla C.Hatchett tarafından bulundu; 1844′te söz konusu elemente günümüzde kullanıldığı biçimdeki adını veren H.Rose oldu. Tantal da gene 1802′de A.G.Ekeberg tarafından bulundu. Niyobyum, 1866′da C.G.Blomstrand, tantalsa 1824′te J.j. Berzelius tarafından metal halde elde edildi. Bu iki elemente litosferin yaklaşık % 3.10 5′ini oluşturdukları için doğada çok az raslanır. Bunlar geçiş metallerindendirler. Her ikisi de aynı maden filizinden çıkarılır (demir oksidi, manganez, niyobyum ve tantal; son iki elementten biri ya da ötekinin bolluğuna göre maden filizine niyobit ya da tantalit adı verilir). Maden filizi öncelikle yükseltgenir; ardından, derişik hidrojen flüorürdeki potasyum flüorür etkisiyle bir K2 NbOF, niyobyum tuzu (daha sonra alüminyum aracılığıyla metal niteliğindeki niyobyuma indirgenir) ve bir K2 TaF7 tantal tuzu (elektrolizle metal haldeki tantala indirgenir) elde edilir. Bu metaller bir çözücüyle özütleme ya da iyon değiştirme yoluyla da ayrıştırılabilirler. Elde edilen metallerin tozları 2 000°C’a doğru kavrulur, Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 55 defa okunmuştur.

Fizyoloji nedir?

Bilim Tarihi Yorum yok »

Hayvansal ve bitkisel organizmaların sürekli işlevlerini, doğal yaşam koşulları içinde inceleyen bilim dalıdır. Biyolojinin bir kolu olan fizyoloji, bitkileri ve hayvanları oluşturan dokuları ve organları ele alarak, bunların yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini, birbirleriyle olan ilişkilerini, görevlerini, görevlerin nasıl yerine getirildiğini, öldükleri zaman ne gibi değişikliklere uğradıklarını ele alır. Daha sonra da bunları bir sonuca ulaştıran fizyolog, belirli koşullar içinde organizmanın ne biçimde hareket edeceğini, tüm bu koşulların canlıda ne gibi tepkiler yaratacağını bulur. Oldukça yeni bir bilim dalı olan fizyoloji, ilk kez XIX. yy’ın sonlarına doğru Fransız bilgin Claude Bernard tarafından ciddi olarak ele alındı. Kısa zamanda gelişerek gerçek bir bilim dalı durumuna geldi. Fizyoloji insan fizyolojisi, hayvan fizyolojisi, bitki fizyolojisi adları altında bölümlere ayrılır; bunlar da, sinir sistemi fizyolojisi, kalp ve dolaşım sistemi fizyolojisi gibi dallara bölünürler. Fizyoloji biyolojinin embriyoloji, anatomi, patoloji gibi öteki dallarıyla sürekli ilişki içinde olmak zorundadır. Fizloyoji tıpla çok yakından ilgilidir. Sağlam organların nasıl çalışması gerektiğini bildiren Tamamını oku »

Bu yazı bugün 2 defa okundu.. Toplamda 147 defa okunmuştur.

Nikel (Nİ)

Bilim Tarihi Yorum yok »

Nikel dövülebilen ve ısıtıldığı zaman kırılmadan uzayabilen bir maden olmakla birlikte kullanılan madenlerin de en sertidir.

Atom numarası:28       Atom ağırlığı: 58.6934 g/mol
Yer’in yüzeyinde pek bol değildir; göktaşlarında saf halde bulunur. Çıkartıldığı maden ocaklarında başka madenlerle karışık haldedir. Yeni Kaledonya garnierit‘inde magnezyumla karışık olarak ortalama yüzde 6 nikel vardır; *Kanada pirotin’leri ise demir ve bakırla karışık olarak yüzde 3 nikelden meydana gelmiştir.
Nikel, maden cevherinin zenginleştirilip kavrulmasından sonra, elektrik fırınında ergitilmesiyle elde edilir: buna ham nikel denir. Son arıtma için genellikle elektroliz denilen kimyasal yönteme başvurulur.
1751‘de Axel Fredrik Cronstedt tarafından İsveç’te keşfedilen nikel, İlkçağ’dan beri başka madenlerle alaşım halinde kullanılıyordu (Çin’de, sonra Avrupa’da). XIX. yy .da birçok ülke, «bakır ve nikel» alaşımından para Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 232 defa okunmuştur.

Boksit nedir

Bilim Tarihi Yorum yok »

Önemli bir alüminyum filizidir ” Adı ilk bulunduğu yerden (Fransa’ da | Baux) gelen boksit, aslında birçok hidratlı oksidin karışımıdır. Söz konusu oksitler, gibsit ( Al2O3 , 3H20 ) ile aynı bileşimde ( Al203, H20) ama farklı yapılarda olan diyaspor ve böhmittir. Filizde, bunların yanı sıra, boksite kiremit kırmızısı rengini veren çeşitli demir hidroksitler de bulunur (çeşitli silis türleri ve karbonatlar da bulunabilir).
Boksit yatakları, çoğunlukla, eski aşınmalarla derinlemesine yarılmış tebeşirli kireçlerin tepelerinde,
oyuklar halinde bulunur. Çıkarma, ocaklarda gerçekleşir; çoğunlukla oyuğun “tepe”sine varabilmek için metrelerce tortu çıkarmak gerekir ve bu durumda çalışmalar açık tavanlı işletme biçiminde sürdürülür (sözgelimi Fransa’da Cazoulsles-Beziers). Ama galeriler biçiminde işletilen (A.B.D.), kendi aralarında sürekli yataklar halinde tabakalaşmış boksit yatakları da vardır. Ayrıca, Batı Afrika’da (Gabon, Kamerun) hidratlı alümin oksit bakımından zengin olan lateritli kabuk, yüzeyde işletilir. Boksitin oluşma biçimi, Batı Afrika’
daki maden yatakları sayesinde açıklanmıştır. Sıcak iklimde, yağışlı mevsim ile kurak mevsimin birbirini izlediği bölgelerde, minerallerin başlıca bileşenleri olan silis ve alüminyum, ayrılarak, silis  bakımından yoksullaşmış, hidroksit bakımından da zenginleşmiş maddeler (lateritler)  oluşturma eğilimi gösterirler Tropikal suların karbonat oranının artması, çözelti halindeki koloyits silise kararlılık kazandırır; böylece Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 303 defa okunmuştur.

Oksalik Asit ve kullanım alanları

Bilim Tarihi, Genel Bilgiler Yorum yok »

 Formülü HOOC-COOH olan, karboksilli diasitler dizisinden ilk asit (kuzukulağı asidi de denir). İsveçli kimyacı Kari Scheele (1742-1786) tarafından 1776‘da şekerin nitrik asitle işlemden geçirilmesiyle bulundu. 1828‘de, Alman kimyacısı Friedrich Wöhler (1800-1882), siyanojene amonyak etki ettirerek amonyum oksalat elde etti; böylece ilk organik bireşimi gerçekleştirdi. Bazı oksalatlar gibi, oksalik aside de bitki evreninde (kuzukulağı, ıspanak) çok yaygın olarak raslanır; akciğer veremi gibi kimi hastalıkların söz konusu olduğu durumlar dışında oksalik asit, insan sidiğinde de az miktarda bulunur (24 saatte 0,02 gr’dan fazla). Ayrıca oksalatın süksinik ve asetik esterleri, metabolizma çevrimlerinde etkili olurlar.

  • HAZIRLANMASI

Oksalik asidi, bunu içeren maddelerden özütlemektense, bireşimle elde etmek daha kolaydır. Eskiden, nişasta üstüne nitrik asit ya da odun talaşı üstüne (selüloz) sodyum etki Tamamını oku »

Bu yazı bugün 4 defa okundu.. Toplamda 809 defa okunmuştur.

Nötron Bombası

Bilim Tarihi, Teknoloji tarihi Yorum yok »

 Nötron Bombası

Patlaması sonucu, geniş bir alanda her tür canlıyı yok eden ama yapıları pek tahrip etmeyen bir nötron akımının yayılmasına yol açan düşük güçlü termonükleer bombadır. Nükleer silahlanmalar alanında önemli güçler geliştirilmektedir: Uranyum 235 ya da plütonyum 239‘un fis-yonu (atom çekirdeğinin bölünmesi) tepkimelerinden yararlanılan atom bombası için 20-800 kiloton T.N.T.(bir kilotonluk nükleer bir merminin açığa çıkardığı enerji, bin ton trinitrotolüenin [T.N.T.] patlamasıyla açığa çıkana eşittir); döteryum ve trityum atomlarının kaynaşma tepkimelerinden yararlanan hidrojen bombası için 1-50 megaton. 2 000 m yükseltide patlayan 20 megatonluk bir hidrojen bombasının yıkıcı etkileri çok önemlidir: 500 m’lik bir yarıçap içinde % 100 ölüm; 6 500 m’lik bir yarıçap içinde bütün binaların yıkılması; 12 km’lik bir yarıçap içinde ikinci Tamamını oku »

Bu yazı bugün 0 defa okundu.. Toplamda 349 defa okunmuştur.