Orhan Bey

İkinci Osmanlı padişahıdır (1281-1362). Osman I ile Mal Harun’un oğlu olan Orhan Bey (Orhan Gazi de denir) babasının Osmanlı beyliğinin bağımsızlığını ilan ederek, özellikle Bizans’a karşı giriştiği fetih hareketlerine daha ilk gençlik yıllarında katıldı. Osman Bey’in sağlığında beyliğin askerlik ve yönetim işlerinde etkin biçimde görev alan Orhan Bey, Bilecik tekfurunun oğluna nişanlıyken Çakır Pınar’da gelin alayıyla birlikte tutsak edilen Nilüfer Hatunla 1299‘da evlendi (Orhan Bey’in büyük oğlu Süleyman Paşa ile Murat Hüdavendigâr‘ın anneleri olan Nilüfer Hatun, Osmanlı hanedanına giren ilk yabancı hatundur).
Osman Bey, 1301‘de Orhan Bey’e Sultanönü ve çevresinin yönetimini verdi. Bu görevin gerçek amacıysa Germiyanoğulları beyliğinden gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı bölgeyi korumaktı. Nitekim bu bölgede Osmanlılara karşı düşmanca hareketlerde bulunan Çavdar aşiretinin hareketlerine Orhan Bey, Oynaş Hisarı denen yerde yapılan çarpışmayla son verdi (1316). Aşiretin beyi Çavdaroğlu da savaşta tutsak edildi. Bu savaştan sonra oğluna güveni daha da artan Osman Bey,Akça Koca,Gazi Abdurrahman Konur Alp ve Köse Mihal gibi, Osmanlı beyliği kuruluş döneminin ünlü gazilerini Orhan Bey’in emrine vererek onu Sakarya ırmağı ile Karadeniz arasındaki Bizans topraklarının fethiyle görevlendirdi (1317). Orhan Bey emrindeki gazilerle birlikte söz konusu bölgedeki kaleleri kısa zamanda teker teker fethetti (bu bölgedeki birçok kasaba ve yerleşim birimleri, fetheden gazilerin adlarıyla anılır). Orhan Bey, babasının yaşlanması ve giderek rahatsızlanmasından ötürü, 1320‘den sonra devletin tüm işlerini vekil olarak yerine getirmeye başladı. Orhan Bey’in, görevlendirildiği işleri hızla sonuçlandırması, Osmanlı beyliğinin büyümesini, gelişmesini sağladı. Genç beyliğin bütün askerlik ve yönetim işlerinin Orhan Bey tarafından yürütülmesine karşın, hükümdarlığı, babasının 1326‘da ölmesiyle başladı.
1315‘ten beri abluka altında bulunan Bursa, Orhan Bey tarafından Mudanya’nın elde edilmesinden hemen sonra Yenişehir üzerinden sıkıştırılıp kuşatılarak 1326‘da ele geçirildi. Beylik merkezi Yenişehir’den buraya nakledildi. Bursa ‘ınn fethi sırasında Osmanlı komutanları da fetihlerini sürdürdüler.Bu arada Akça Koca ve Konur Alp,Aydos ve Şamandıra kalelerini ele geçirdiler. Orhan Bey, Bizans’ın karşısında güçlü ve etkin olan beyliğini, 1327‘de İlhanlıların Anadolu genel valisiyken Mısır’a kaçan ve orada öldürülen Emir Çobanoğlu Timurtaş’tan sonra daha da serbest yönetiyor, özellikle Bizans İmparatorluğu karşısındaki başarısıyla Osmanlı beyliği devlet olma durumuna geliyordu. Orhan Bey, Bizans’ın elindeki yöre ve kalelerin fethini sürdürerek İznik ve İzmit’i kuşattı. Bu iki merkezin kuşatılması Bizans imparatoru Andronikos III‘ü harekete geçmek zorunda bıraktı. Çünkü buraların yitirilmesi, Bizans’ın Marmara’nın Doğu ile, dolayısıyla Anadolu ve Asya’yla bağlantılarının kesilmesi demekti. İznik kuşatması için biraz asker bırakan Orhan Bey küçük ama düzenli ordusuyla Andronikos III‘ü Bizans topraklarında Maltepe yakınlarında Pelekanon denen yerde karşıladı (1329). Yapılan savaşta yenilen imparator, yaralı olarak İstanbul’a kaçmak zorunda kaldı. Savunmasız kalan ve yardım umudu ortadan kalkan İznik, Orhan Bey’in eline geçti (1330). İzmit kuşatması sürdürülerek, kent 1337‘de Osmanlı topraklarına katıldı.Bizans’ın elinde Anadolu’da kalan son kalelerden Gemlik, Kirmasti, Mihaliç, Ulubat kaleleri de fethedildi. İzmit’in fethinden hemen sonra Hereke, Yalova ve Armutlu Orhan Bey’in eline geçmiş, Bizans’ın Anadolu yakasında Şile, Kadıköy ve Üsküdar’ın dışında toprağı kalmamıştı. Umutsuzluk içinde bulunan Bizans, taht kavgalarının da baş göstermesi nedeniyle Orhan Bey’ den barış istemek zorunda kaldı. Orhan Bey, Bizans’taki taht kavgalarını izlerken, Anadolu beyliklerinin durumu ile de ilgileniyordu. Bu sırada Karesi Bey’in ölümü, oğulları arasında beylik mücadelesinin çıkmasına yol açtı. Bizans’ın Marmara derıizinin güneyindeki topraklarını elde etmiş olan Orhan Bey, Karesi beyliği ile komşu oldu. Bu beylikteki iç kargaşadan yararlanarak,başta Balıkesir ve Biga yarımadası olmak üzere tüm Karesi beyliği topraklarını elde etti (1341-1345). Karesi beyliğinin ortadan kalkmasıyla Osmanlılar Marmara’nın güney kıyılarını tamamen elde ettiler ve ilk kez Ege’de kıyı edindiler. Aynı zamanda donanmalarıyla birlikte değerli komutanları Hacı İl Bey, Evrenos Bey, Ece Halil ve Gazi Fazıl Beylerin Osmanlı hizmetine girmeleri sağlandı. 1341‘de Andronikos III’ün ölümü Bizans’ı karıştırdı. İoannes Kantakuzenos tahtı elde edebilmek için önce Aydınoğlu Gazi Umur Bey’den, daha sonra da Orhan Bey’ den yardım istedi. Orhan Bey’in yardımıyla, İoannes V Palaiologos’la ortak hükümdar olarak tahta geçen Kantakuzenos, karşıtlarını ortadan kaldırmak ve Bizans’ı dış tehlikelerden korumak için bu yardımların sürmesini sağlamak amacıyla kızı Theodora’yı Orhan Bey’le evlendirdi. Kantakuzenos, Balkanlar’da Bizans’ı tehdit eden Sırp kralı Stefari Duşan’a karşı yardım sağlamak üzere Orhan Bey’i Bizans’a çağırdı. İki akraba hükümdar Üsküdar’da buluşarak görüştüler. Orhan Bey, oğlu Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu Selanik kentini ele geçirmek üzere olan Stefan Duşan’a karşı göndererek kentin Sırpların eline geçmesine engel oldu. Bizans tahtı için mücadelenin yoğunlaştığı bir dönemde Orhan Bey, gene Kantakuzenos’un yanında yer aldı ve oğlu Süleyman Paşa’nın yönettiği yardımcı Osmanlı ordusunu, Edirne’de kuşatılmış olan Kantakuzenos’un oğlunu kurtarmak üzere gönderdi. Süleyman Paşa Sırp ve Bulgarları Dimetoka’da yendi (1352). Osmanlı kuvvetleri Anadolu’ya dönerken Kantakuzenos bu yardım karşılığında Gelibolu yarımadasındaki Çimpe (ya da Çimbi) kalesini Osmanlılara bıraktı (1353). Ancak Kantakuzenos’un Osmanlı dostluğuna karşın ikiyüzlü bir siyaset izlemesi ve Venedik’ le anlaşarak papayı Osmanlılara karşı Haçlı seferine kışkırtması üzerine Orhan Bey, Kadıköy’ü ve Marmara adalarını Osmanlı topraklarına kattı. Osmanlıların zaman zaman Rumeli’ ye yardım amacıyla gidip gelmeleri ve Rumeli’ye geçiş için önemli bir köprübaşı olan Çimpe kalesini elde etmeleri, Rumeli’nin fethine zemin hazırladı. Orhan Bey tarafından görevlendirilen Süleyman Paşa, kuvvetleriyle Çimpe’den hareket ederek kısa zamanda tüm Gelibolu yarımadasını, Bolayır ve Tekirdağ’a kadar fethetti. Osmanlıların Rumeli’ye geçişinin Bizans için ne kadar tehlikeli olduğunu sezen Kantakuzenos, Osmanlıların Gelibolu’dan çekilmelerini ve Çimpe’ nin de büyük bir para karşılığı Bizans’a geri verilmesini önerdiyse de, Orhan Bey buna yanaşmadı. Böylece Bizans, Avrupa yönünden de Osmanlı kıskacına girdi ve Osmanlı orduları Rumeli’ye akmaya başladı. Bizans şaşkınlık içinde Balkanlar’da Sırp ve Bulgarlarla Osmanlılara karşı bazı girişimlerde bulundu. Orhan Bey, Avrupa’dan Bizans’a gelebilecek yardımları hesaplayarak,fethedilen yerlerin yerleşime açılmasını isteyince, Rumeli harekâtını yöneten Süleyman Paşa, özellikle Karesi topraklarındaki Türkmenleri Rumeli’ye geçirerek yerleştirdi. Çorlu’nun da Osmanlılar tarafından alınması, Bizans’ın Rumeli’deki Osmanlı varlığını kabul etmesini sağladı.Orhan Bey’le iyi geçinme siyaseti izleyen imparator İoannes V Palaiologos, Foça’daki Ceneviz korsanları tarafından kaçırılan Orhan Bey’in oğlu şehzade Halil’in kurtarılması için aracı oldu.
Osmanlıların Rumeli’ye yerleşmeleri Balkan devletlerini ve Avrupa’yı kaygılandırmış olmasına karşın, bunlar kendi aralarındaki mücadeleden dolayı Osmanlılarla ilgilenemediler. Rumeli fatihi Süleyman Paşa’nın 1359‘da avlanırken atından düşerek ölmesinden sonra Rumeli harekâtını kardeşi şehzade Murat sürdürdü. Süleyman Paşa’nın ölümüne çok üzülen Orhan Bey de fazla yaşamadı ve 1362‘de öldü, babası Osman I’in Bursa’daki türbesinin yanına gömüldü.
Orhan Bey dönemi, Osmanlıların topraklarının genişlediği, komşu devletlerle siyasal ilişkilerin arttığı, kurumlaşma yönünden de beylikten devlete geçişin gerçekleştiği bir dönemdir. Orhan Bey’in 36 yıllık saltanat süresi üç döneme ayrılabilir. Birinci dönem Bursa’nın alınışı ile 1345′e kadar sürer. Bu dönemde Orhan Bey dışarıda dikkatini tamamen Bizans’a yöneltmiştir. İçerideyse Bursa ve İznik’in bayındırlaştırılarak birer Osmanlı kenti özelliğine kavuşturulması çalışmaları sürdürülürken, ilk Osmanlı akçesinin (sikke) bastırılması, Yaya adıyla ilk sürekli ordunun çekirdeğinin oluşturulması, ilk Osmanlı yasalarının toplattırılması ve ilk Divan’ın toplanması gibi köklü devlet kurumlaşması sağlanmıştır. İkinci dönemde Bizans’la daha yakından ilgilenilmiş, taht kavgalarına karışılarak Bizans etki altına alınmış, siyasal ilişkiler artırılmış, Germiyanoğullarıyla ilişki kurulduğu gibi Eretnabeyliğiyle Karamanoğullarına karşı Germiyanoğullarının yanında yer alınmıştır. Karesi topraklarının elde edilmesi Osmanlıların Ege’ye çıkmalarını sağlamıştır. Rumeli’ye geçiş yıllarında Ankara Ahilerin elinden alınarak Ege’den Orta Anadolu’ya kadar Osmanlı sınırları genişletilmiş, Osman Bey zamanında Osmanlılar, toprak ve nüfus olarak Anadolu beylikleri içinde en küçük bir uç beyliği durumundayken, 1353′te Rumeli’ye geçişle birlikte bir devlet niteliği kazanmıştır.
Üçüncü dönemde Osmanlılar, Orhan Bey’in yönetiminde Balkan devletlerinin olduğu kadar Türk-Müslüman devletlerin de, dikkatlerini üzerine çekmiştir. Bu dönem, Rumeli’nin Türkleşmeye başlamasıyla birlikte Anadolu Türk birliğinin ilk hazırlık dönemidir.

Bu yazı bugün 3 defa okundu.. Toplamda 2997 defa okunmuştur.

IP Adresiniz:
38.103.63.58